Ana Sayfa » TARİH » Atatürk ve Kocacık Türkleri

Atatürk ve Kocacık Türkleri

Atatürk’ün ailesinin köyü olan Kocacık ve çevresinin Türk tarihi ile ilişkisi, Türklerin Rumeli’ye geçişiyle başlar. Osmanlı bu topraklarda 500 yıla yakın hüküm sürdü. XIX. yy. ın sonlarında 500 hanelik 3 bin nüfuslu bir yerleşim yeri haline gelmiştir.

 
 
Atatürk ve Kocacık Türkleri

Kocacık, Makedonya’nın Manastır ilinin Yukarı Yupa Belediyesi’ne bağlı bir köy. Mustafa Kemal Atatürk’ün atalarının yurdu. Babasının yaşadığı ev, TİKA tarafından restore edilerek yeniden ortaya çıkarıldı, yakında açılışı yapılacak.

Kocacıklılar, “ Evlâd-ı Fatihan”dır. Kendi deyişleriyle; Anadolu Türklüğünün Rumeli’deki seçkin ve onurlu temsilcileri.” Buraya Konya Karaman bölgesinden gitmişlerdir. Türklüğe ve Atatürk’e bağlılıklarıyla tanınırlar. Her yıl Atatürk’ü saygı ve rahmetle anarlar.

Kocacıklı araştırmacı yazar Numan Kartal’ın, “Atatürk ve Kocacık Türkleri” isimli çok kapsamlı bir çalışması var. Kültür Bakanlığı tarafından basılan bu kitaptan derlenen bir özeti, siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

 

Numan KARTAL

Araştırmacı-Yazar

Atatürk’ün ailesinin köyü olan Kocacık ve çevresinin Türk Tarihi ile ilişkisi, Türklerin Rumeli’ye geçişiyle başlar. Osmanlılar bu topraklarda 500 yıla yakın hüküm sürmüşlerdir. O dönemde Kocacık’da her cuma günü pazar kurulurdu. XIX. yy. ın sonlarında 500 hanelik 3 bin nüfuslu bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Manastır’dan Üsküp’e doğru uzanan saha içinde kalan Debre, Ohri, Gostivar, Pirlepe kentleri ile çevrelerindeki köylere yerleştirilen Türk halkı da hep aynı kökenden gelmektedir. Kocacıklı yaşlıların dediklerine göre; burayı fethedenler Anadolu’nun Konya – Karaman yöresi ile Aydın – Söke taraflarından gelen atlı akıncılardır. Bunlara ‘Hudut Gazileri’ denmiştir. Fetih sırasında çok çetin savaşlar olmuştur. 3000’den fazla şehit verilmiştir. Bu nedenle bu savaşa ‘Kocaceng’ denmiştir. Sağ kalanların bir kısmının buralarda kalarak, Arnavutluk taraflarına akınlarda bulundukları sanılıyor. Kocacık’ın ‘Büyük Şehitlik’ denilen mezarlığındaki eski taşların Rumi 900 – 905 tarihlerini taşıdığı göz önüne alındığında bu savın doğruluğu ortaya çıkar.

Osmanlı'dan önce yöre halkını yerli Makedonlar ve Malisorlar teşkil ediyordu. Buraları Büyük İskender’in memleketiydi.

Kocacık’ın konumu:

Şimdiki Makedonya Devleti’nin güneybatısında yer almaktadır. Kuzeyinde Debre, güneyinde Struga ile Ohri, doğusunda Kırçova, batısında da Arnavutluk bulunmaktadır.

Bitola (Manastır) ilinin, Yukarı Jupa (Yupa) ilçesine bağlı bir köydür. İlçe merkezine 18, Arnavutluk sınırına ise 8 km. uzaklıktadır. Deniz seviyesine göre yüksekliği 1080 metredir. Stogova dağının ‘Kocacık Yaylası’ denilen batı eteklerinde kuruludur.

Osmanlı döneminde Manastır Vilayeti’nin Debre-i Balâ sancağına bağlı şirin bir yerleşim birimiydi. Arnavutluk sınırında stratejik bir noktada bulunması, önemini artırmıştır. 1912 yılındaki Balkan Savaşı’na dek varlığını nahiye olarak sürdüren Kocacık, göç nedeniyle o yıldan sonra gerilemeye başlamıştır.

Osmanlı döneminde yedi mahalleden oluşuyordu. Buraya 14 köy bağlı bulunuyordu.

Kocacık; Kroya Prensi Gjen Kastriota’nın oğlu Gjergi Kastriot (İskender Bey) ile Osmanlılar arasında 19 Mart 1447 ile 6 Mart 1448 tarihleri arasında yapılan bir dizi savaştan sonra Türklerin eline geçmiştir.

Kocacık, Osmanlı ordusunda akıncılardan oluşan ve ‘Hudut Gazileri’ denilen bir askeri sınıf olmakla birlikte adını, İskender Bey ile yapılan ve ‘Büyük Savaş’ anlamında kullanılan ‘Kocaceng’ sözcüğünden aldığı söylenir. Bununla birlikte Kocacık denilen Yörük topluluğunun adının köye verildiğini belirten yazılı kaynaklar ve kimseler de vardır.

Kocacık’ın en eski adı ‘Orovnik’tir. Sfetigrad olarak da bilinir. Yöre el değiştirdikçe adı da değişmiştir. Diğer adları da tarih sırasına göre şöyledir: Starci, Grozda, Sveti, Grad, Yanboriya, Kocaceng, Kocacik ve Kocacık’tır.

XX. yy. ın başlarında Kocacık ve çevresinde yaşanan olaylar:

1789 Fransız İhtilali’nin getirdiği özgürlük, milliyetçilik, hak, adalet gibi kavramlar Balkan halklarını da etkilemiştir. Devlete karşı isyanlar, başkaldırılar ve bu arada eşkıyalık da almış başını gitmiştir. Eline silah alan Bulgar’ı, Makedon’u; Arnavut’u soygunculuğa çıkmıştır. Bunların dışında bir de intikam duygusu ile hareket eden, Müslüman Türkleri katleden, halkın ‘Komitacılar’dediği Hıristiyan çeteler türemişti. Daha sonraları Türklerin arasından da eşkıyalığa kalkışanlar oldu. Bu eşkıyalara ‘Yeniçeri’ artıkları da katılmıştır. Geceleri bağırıp çağırarak halkı sokağa çıkarıp soyuyorlardı. Karşı gelenleri kurşuna diziyorlar ya da boğazına kadar diri diri toprağa gömüp taşlayarak öldürüyorlardı. Misafir oldukları evlerde yiyip içtikten sonra; ‘getirin bakalım bizim diş kirasını’ deyip para ve altın istiyorlardı. İstenenleri vermeyenlerin küçük çocukları havaya fırlatılıp karnına süngü geçirilip acımasızca öldürülüyordu. 1913 yılının bir bayram günü Elessa Camii’nde namaz kılan 40 silahsız Türk acımasızca katledildi. Balkanların nizamı bozulmuş, huzuru kaçmıştı. Kocacık halkı böylelerine ‘Dayılar’ demekteydi. Herkes silah elde kendini korumaya çalışıyordu. Korkudan evini yurdunu terk edenler oldu. Bu eziyet ve saldırılar 1912 yılındaki ‘Balkan Savaşı’na dek sürdü.

Yaşlı Kocacıklıların anlattığı bir diğer olay da şöyle:

“Elessa köyünün önde gelenlerinden biri Rahim’di. Rahim Bulgar taraftarıydı. Bu nedenle Bulgarlar ona geniş selahiyetler vermişlerdi. Rahim, mavzer omzunda, filintası elinde, tabancası belinde gezerdi. Bu durumu Rahim’in eşkıya olmasına yetti. Artır kestiği kestik. Astığı astıktı. Eşkiyalığının sonucu kendi köylüsüne bile eziyet etmekten çekinmedi. Birgün onun eziyetlerine dayanamayan biri Rahim’e küfretti. Rahim küfür edeni parça parça kesti ve ibret için parçalarını bir ağacın dalına astı. O kendi köylüsüne bile böyle eziyet etti.”

Bu kargaşa içinde birlik beraberliği sağlamak üzere komiteler kurulmaya çalışıldı. Arnavut Birliği kurma çalışmaları başladı. 1908, II. Meşrutiyet öncesi; ‘İttihat ve Terakki’ gibi partiler kuruluyor, Enver, Talat ve Cemal paşalar kurtarıcı gibi görülüyorlardı. Buna bağlı olarak bir de ‘Makedonya Komitesi’ kurulmuştu. Bu komitenin kurulmasında Kocacıklılar da etkin rol oynadılar. Çünkü bir bölüm insan, kurtuluşu Abdülhamit’in tahttan indirilmesinde görüyordu. Kurulan bu komite; Resneli Niyazi Bey, Ohrili Eyüp Sabri Bey ile Kocacıklı Hafız Rakip (Rakip Hoca) ve Makedonyalı diğer saygın kimselerden oluşuyordu. Amaçları hürriyet fikrini Balkanlara yaymak, eşkiyalığı önlemek ve Abdülhamit’in tahttan indirilmesine yardım etmekti.

1907 yılının çetin geçen yıllarında, bu topraklar üzerinde Resneli Niyazi Bey’in ve arkadaşlarının çekindikleri iki eşkıya çetesi vardı. Bunlardan biri Debre yöresinin ünlü çetesi ’Bilal Çele’ diğeri ‘Preseçenli Çolak Emin’di. Bilal Çelo pusuya düşürülerek yaptıklarının bedelini hayatıyla ödedi. Bu arada Çolak Emin güçsüz kaldığını anlayınca soluğu Anadolu’da aldı. İnegöl’ün Cerrah köyüne yerleşti.

Abdülhamit 1908’in 23 Temmuz’unda tahttan indirildi. Buna rağmen huzur ve birlik sağlanamadı. Bazı Avrupa devletleri ve Rusya Balkanları karıştırmaya devam ettiler. Makedonya’ya bağımsızlık verilmesi isteklerinden vazgeçmediler.

Kocacık ve Atatürk:

Kocacık Türkleri arasından değişik mesleklere mensup ünlü kişiler çıkmıştır. Bunların arasından kuşkusuz ki; en ünlüsü M. K. Atatürk’tür. Atatürk her ne kadar Selanik doğumluysa da, babası ve dedesi Kocacık köyünden Selanik’e göç etmişlerdir.

Kuşkusuz ki; M. Kemal Türk ulusunun yetiştirdiği en büyük kahraman ve devlet adamlarından biridir. Hemen tüm ulusların gözünde bayraklaşan ve kendisine saygı duyulan bir zattır. 1881’den 1938’ e dek uzanan hayat çizgisinde Türk Kurtuluş Savaşı’nın başkumandanı, T. C. devleti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı gibi çok önemli görevler ifa etmiş ve tarihteki özgün yerini almıştır. O Türk Ulusu ile birlikte bütün insanlığa mal olmuştur.

Zaman zaman Atatürk’ün ailesiyle ilgili dedikodu mahiyetinde asılsız iddialar ortaya atılmıştır. Bunları ortaya atanların amacı; Atatürk’ü Türk ulusunun ve dünya uluslarının gözünde küçük düşürmek, O’nu küçültmek, toplumda kargaşa yaratmak, genç kuşaklar üzerinde birtakım kuşkular uyandırmak, ulusumuz üzerinde toplumsal kargaşalar yaratmak, ulus bilincini yok etmek gibi art niyetler olduğu açıktır. Aşağıda Atatürk’ün ailesi ile ilgili iddialara sözlü ve yazılı kaynaklarla, tanıklarla yanıt vermeye çalışacağız. Bu konuda pek çok tanık ve belge vardır ancak biz bunların önemli olanlarından birkaçından kısaca söz edeceğiz.

Bu konuyla ilgili olarak bilgisine başvurduğum kimselerden biri de; başta Atatürk’ün Bursa’da yaşamış olan dayısının kızı Hatice Sümer olmak üzere, Şaye Kartal, Maksude Yıldız, İbrahim Özsoy Mümin Ayta, Tahsin Değirmenciler, Üzeyir Tükenmez, Hanife Baldemir, Ali Nargül, Behiye Nargül, Sami Tatar, İhsan Kocacık, Şerif Şengül, Memiş Şengül, Acem Şemo gibi yaşlı Kocacıklılar, Atatürk ve ailesiyle ilgili çok ayrıntılı bilgiler verdiler. Bunları makaleler halinde yayınladık. Bütün bunlardan edindiğim bilgilerin ortak yanı şöyle:

“Atatürk’ün dedesine Kırmızı Hafız derlerdi ama aslında onlar ‘Sarı Hafızlar’ diye çağrılırlardı. Asıl hafız olan ise Ahmet Efendi’nin kardeşi Mehmet’tir. Babasının anası yani Atatürk’ün ninesinin adı da Ayşe’dir.

Çok sonraları dedesine Firari Ahmet denmiştir. Daha yaşlılardan duyup öğrendiğimiz kadarıyla bunun nedeni şuydu: Kocacık’ın Yukarı Mahallesi’nden çok yakınen tanıdığımız Feyzullah Pehlivan ve Taşlı Mahalle’den Fazlı Ağa ile birlikte bir iş gereği olarak Selanik’e giderler. Orada bir gavurun bir Türk kızına sarkıntılık ettiğini görürler. Bu duruma dayanamazlar. Atatürk’ün dedesi buna sözle mani olmaya çalışır ancak muaffak olamaz. Bunun üzerine İshakiye Camii’nin pencere demirlerini koparıp 20 kadar kopili yere sererler ve olaydan sonra kaçıp kaybolurlar. Bunların yakalanması için ferman çıkar. Yakalatana para vaad edilir. Ancak bulunamazlar. İşte bundan dolayı o günden sonra kendisine ‘Firari Ahmet’ denmiştir.

Hangi aileden olduğuna gelince; dedesi Kocacık’ın Taşlı Mahallesi’nden Sarı Hafızlar (Eski adları İşkodralılar.) sülalesindendir. Ninesi ise; Kocacık’ın Yukarı Mahalle’sinden Golalar denilen aileden, Taşlı Mahallesi’ne gelin gitmiştir.

Taşlı Mahallesi’nin üst tarafında bir yokuş bulunur. Önünden küçük dere geçer. Bu sebepten o semte ‘Dere Mahallesi’ denmiştir. Evleri işte oradadır. Kocacıktan ayrıldıkları zaman evlerini Ethem Malikler’e sattılar.”

(Maliklerin torunlarından Aredin, bu araştırmayı yaptığım sıralarda sağdı ve İzmit’te yaşıyordu.)

“Ahmet Efendi’nin Kocacık’tan ne vakit kalktığına (göç ettiğine) gelince; bu konuda tam bir yıl söyleyemeyeceğiz. Yalnız eskiler; Osman Paşa’nın Muharebesi’nden (Plevne) şöyle bi otuz sene kadar evvel derlerdi. Kardeşi Hafız Mehmet ise daha önce kalkıp gitmişti. Onun sadece adı bilinirdi. Zaten o yıllarda Kocacık’tan çok göç olurdu. Bildiğimiz kadarıyla Ahmet Efendi de bu sebepten Aredin’in dedesi Ethem’e evini satıp buradan kalkmıştı. Hatta yukarı Mahalle’den Gola Behlül’ün dayıları Ali, Emin, Yusuf ağalarla birlikte kalktığı beyan edilir. Ali, Emin ve Yusuf ağalar önce Selanik’in Tepecik Mahallesi’ne, sonra da Senceli Köyü’ne yerleşirler. Atatürk’ün dedesi de kardeşinden ötürü Selanik’e yerleşmiştir. Ali, Emin ve Yusuf ağalar Balkan Harbi’ne kadar yaşadılar. Bunları daha sonra Selanik’e göç eden Kocacık’ın Taşlı Mahallesi’nden ve Pırnarlar (Pırjınlar) ailesinden Fazlı Ağa izledi. Fazlı Ağa önce Resne’ye gitti. Orada sekiz taşlı değirmen çalıştırdı. Çocukları okuduğundan sonra o işi bıraktı ve Selanik’e yerleşti. Fazlı Ağa ünlü Tüm General Akif Erdengil Paşa ile Kurmay Albay Osman Senai Bey ve Jandarma Yarbayı Tevfik Erdengil’in babalarıdır. Hepsi de Kocacık’ta doğmadır. Daha o zamanlar bunların Atatürk’ün ailesi ile yakın ilişkileri olduğu söylenirdi.”

“Günümüzde artık Kocacık’ın Taşlı Mahallesi’nde diğer mahallelerde olduğu gibi kimseler kalmamıştır. Bu yüzden evler yıkılmıştır. Tabii Ahmet Efendi’nin evi de yıkıldı. Ama bildiğimiz kadarıyla temelleri daha durur ayakta. Kocacık’ta kalan üç beş kişiye; Ethem Malik’in Aredin’in evi nerede diye sorulursa, hemen gösterirler yerini.”

Bilgisini aldığım Maksude Yıldız Hanım bu konuda bir de anısını anlattı..

“Biz Atatürk’ün adını Balkanların (Balkan savaşları) ardından iyice duyduk ve kim olduğunu anladık. Ama onun adı daha Kocacık’ta Abdülhamit’in tahttan indirilişi sırasında duyulmuştu. Hiç unutmam bir Ümmet vardı. Biraz da mukallit bir adamdı. Bir gün Kocacık’ın altından; ‘Ey millet, duyduk duymadık demeyin. E… Hamit tahttan indirilmiş’ diye bağırarak köyün içine doğru geliyordu. Meğer o gün Debre’deymiş. Abdülhamit’in, Müslümanların; ‘Yaşasın hürriyet, Hıristiyanların ise; ‘Babamız gitti şaşırdı millet’ bağırışları arasında tahttan indirildiğini duymuş. Babam rahmetli (Golo Behlül 1913’te 50 yaşında vefat etti.) ozaman kapıya çıkar ve; ‘İyi anladık ama insan babasına e… der mi? Biraz saygılı ol. Bunca sene babalık etti. Beğenmesek de hürmeti elden bırakmamalıyız’ diye çıkıştı. Ardından kimler indirmiş tahtından diye sormuş. Ümmet’in cevabı. ‘Kimler olacak Şevket Paşa. Yaveri de bir Kocacıklı. İşkodralılardan Kırmızı Hafız’ın yeğeni Mustafa’ olmuştur. Atatürk’ün adını ve Kocacıklı olduğunu ben ilk defa böyle duydum. Sonra şöhrete eriştikçe, eskiler övünerek ailesini bize anlatırlardı.”

Atatürk’ün öz dayısının kızı Hatice Sümer’le 1982 yılında, Bursa’da yaptığım görüşmede, kendisi bana oğlunun ve gelininin yanında aynen şöyle demiştir:

“Annesi ve babası hakkında çıkarılan dedikodular külliyen yalandır. Ben, Atatürk’ün hayatta yaşayan en yakınlarından biriyim. 1314 Selanik doğumluyum. Doğruyu, yakını olarak ben bilmeyeceğim de eller mi bilecek? Doğrusu buna gülerim.”

Yazılı basında çıkan bazı yazılarda da şöyle deniyor.  

Enver Behnan Şapolya’nın Atatürk’le ilgili kitabında:

“…Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Sarıgöllü Hacı Sofular ailesinden Varyemezoğlu İbrahim Feyzullah Efendi’nin kızıdır” şeklinde bir ifade vardır.

“Atatürk’ün ataları Anadolu’dan gelip Manastır Vilayeti’nin Debre-i Balâ sancağına bağlı Kocacık nahiyesine yerleşmişlerdir. Aile Yörük Türkmenlerindendir.”

“Atatürk’ün büyük babası Ahmet Efendi adında bir askerdi. Bunun kardeşinin yani Atatürk’ün amcasını adı Kırmızı Hafız Mehmet Efendi idi. Kendisi Çınarlı Mahallesi’nde ilk mektep hocalığı yapmış biridir. Atatürk’ün babasının adı da Ali Rıza Efendi’dir. Babasının, dedesinin ve amcasının doğum yerleri Kocacık’tır. Burası tamamen Anadolu’dan gelen MüslümanYörük Türkmenleri tarafından iskan edilmiş bir yerdir.”

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; babası ‘Kocacık Yörükleri’ndendir.

Atamızın babasını tanıyan eski Aydın mebusu Tahsin San: “Atatürk’ün babası ve diğer aile efradı Kocacık’tan Selanik’e gelip yerleşen kimselerdir” demiştir.

Atatürk’ün sınıf arkadaşı ve eski mebuslardan Hacı Mehmet Bey de: “Atatürk’ün dedesi Ahmet Efendi ile babası Ali Rıza Efendi; Manastır’ın Debre-i Bala ilçesine bağlı Kocacık köyündendir,” demiştir.

Kız kardeşi Makbule Atadan da kendilerinin Kocacıklı olduklarını söylemiştir.

Atatürk’ün dedesinin adı Firari Ahmet, babaannesinin adı ise Ayşe’dir.

Atatürk; Manastır Askeri İdadisi’nde okumuştur.

Kazım Nuri Duru XX. yy. başlarında o yörede dolaşmış ve gördüklerini bir kitapta toplamıştır. Şöyle diyor:

“Kocacık’ın çevresinde Arnavut köyleri olduğu halde, yüzyıllar boyunca; dil, gelenek, görenek ve kılıklarına kadar, her şeyleriyle Türklüklerini korumuşlardır. Mustafa Kemal’in babası ve dedesi de Kocacıklıdır. Oranın yaşlıları bunu iyi biliyor. Dedesinin evinin temelleri halâ duruyor. Mustafa Kemal’in Kocacıklı olduğuna hiç kuşku yoktur.”

Son söz:

Bütün bu sözlü kaynaklardan anlaşılan o ki; Osmanlı’nın ‘Kuruluş Devri’nde Rumeli’yi Türkleştirmek – Müslümanlaştırmak amacıyla buralara pek çok Yörük – Türkmen toplulukları iskan edilmiştir. M. K. Atatürk’ün ailesi de bunlardan biriydi. Babasının soyu Aydın taraflarından gelerek Manastır yöresine yerleştirilen ‘Kocacık (Koca Hamza) Yörükleri’ndendir. Babası Ali Rıza Efendi 1839 yılında ‘kocacık Nahiye’sinde doğmuştur. Aile sonradan Selanik’e göç etmiştir. Ali Rıza Efendi’nin babası, ilkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi’dir. Babaannesinin adı ise Ayşe’dir. Amcasının adı da Kızıl Hafız Mehmet Efendi’dir. ‘Kızıl’ lakabı ‘Kızıl Oğuz’ adlı bir Türkmen topluluğunun adından gelmektedir. Aile fertlerine ‘efendi’ unvanı verilmesi ise onların saygınlığının göstergesidir.

Annesi Zübeyde Hanım’ın soyu ise; Karamanoğlu Beyliği yıkılınca, Karaman’a bağlı ‘Taşkale’ kasabasından yola çıkıp Manastır yakınlarındaki ‘Sarıgöl’ kasabasına yerleşen Türkmenler’dendir. Burası Osmanlı’nın Makedonya ve Teselya’yı almasından sonra kurulan bir Türk yerleşmesiydi. Vodina Sancağı’nın batısında bulunan ‘Sarıgöl Nahiyesi’nin tamamı Türkmenlerden oluşan 16 köyü vardı. Zübeyde Hanım’ın babası ‘Sofuzade Ailesinden Fethullah Ağa’dır. Aile 1800’lerin başında Selanik yakınlarındaki Langaza’ya göçtü ve çiftlik satın alarak ziraatla uğraşmaya başladı. Zübeyde Hanım 1857 yılında burada doğmuştur. Zübeyde Hanım’ın dedesi Feyzullah Efendi’nin büyük amcası sıla hasretine dayanamayarak Konya’ya dönmüş ve Mevlana dergahına girmiştir.

Zübeyde Hanım’ın ailesi Rumeli’ye Konya yöresinden gittiği için vilayet tahrir defterlerine ‘Konyarlar’ diye geçmişlerdir.

Atatürk’ün ailesine ait çiftliklerden biri de anne tarafının göç ettiği Taşkale’ye 40 km. uzaklıktaki ‘Kızıllar’ köyünde bulunan ‘Sarıtay Çiftliği’dir.

           

    

 

 

İlgili Haberler
left
right
 
 
30 Aralık 2014 Salı 22:45
 
 
(1 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Fikret Kökalp</p> <p>2016-07-19 17:31:14</p> <p>Atatürk'ün dedesi kırmızı hocanın din görevlisi olarak padişah tarafından Selânik'e atandığını okumuştum.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık