Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » BATI TRAKYA DAVASININ YILMAZ SAVUNUCULARINDAN

BATI TRAKYA DAVASININ YILMAZ SAVUNUCULARINDAN

 
 
BATI TRAKYA DAVASININ YILMAZ SAVUNUCULARINDAN

BİR PORTRE:

ÖZKAN HÜSEYİN

BATI TRAKYA DAVASININ YILMAZ SAVUNUCULARINDAN

 

 

 

Röportaj: Fevzi ŞEN

Kent Tarihi Araştırmacısı

Onu önce, yazarları arasında bulunduğum bir dergide, Batı Trakya’ya dair yazdığı makalelerden ve verdiği haberlerinden tanıdım.Ardından, kurucusu ve yöneticisi olduğu Battam adlı derneğin, ilgi alanına giren bir kısım çalışmaları-araştırmaları kitaplaştırıp, alakalı birim ve şahıslara dağıttığı kitaplardan… Batı Trakya Davası’nın yılmaz savunucularından olduğunu da biliyordum. Ama Uluslararası camia tarafından üç ödülle taltif edildiğini yeni öğrendim. Hemşerimiz Özkan Hüseyin Ağabey, hangi çalışmaları yaptı da: “Dünya kültürüne üstün hizmet madalyası”, “Türk dünyasına üstün hizmet altın madalyası” ve “9. Altın Saat Kulesi” uluslararasıödüllerine sahip oldu? Diye düşündüm. Ve kendisini tanıma, tanıtma adına bir röportaj yaptım.   Bu mülakatta, Özkan Hüseyin Beyin hayat hikâyesi içinde, Batı Trakya’yı tanıyacak, Batı Trakya Türkünün problemlerini, gasp edilen haklarının neler olduğunu da öğreneceğiz. İlgi ve merakla okuyacağınızı umuyorum.

-Özkan Hüseyin kimdir, kendinizi tanıtır mısınız?

-1947 yılında Batı Trakya’nın Rodop (Gümülcine) vilayetinin Kargılı Sarıca köyünde orta halli bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelmişim. İlkokulu köyümde okudum. 1969’da askerliğimi tamamladım.1972 yılında hayatımı kazanmak için Almanya’ya gittim.

-Köyünüzden ayrılışınız nasıl oldu? Kısaca anlatır mısınız?

- Köyümden ayrılacağımı dostlarıma bildirdiğimde, onların beni ciddiye almayan tavırlarıyla karşılaştım. İçlerinden bazıları, Almanya’da barınamayacağımı, bu zengin yaşantıdan ayrılamayacağımı belirtti. Dostlarımla helalleştikten sonra, büyüklerimin hayır dualarını almak üzere, ev ziyaretlerinde bulundum... Artık, aramızdan ayrılmış büyüklerimi ziyaret etme sırası gelmişti... Köy mezarlığına geldiğimde, ailem ve kendimle yine baş başa kalmıştım. Bir tarafta canım annem, sevgili amcam, dedelerim, diğer aile büyüklerim, komşularım, kısaca beni ben yapan bütün varlığım, beni sessizce uğurlarcasına, sükût hâlindeydiler. Dua edip ayrıldım… Babacığım gitmeme karşı olmasına rağmen, beni anlıyordu...  

-Almanya yolculuğunuz nasıl başladı?

-İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından bizlere verilen Atina’daki adreste, çok sıkı bir sağlık kontrolünden geçirildik. Daha sonra, kimlerin hangi şehirde, hangi firmaya gideceği belirlendi. Bir gün sonra Patra limanından, Mariane ve Poseidon gemileri ile İtalya’ya hareket ettik. Brindizi limanına vardığımızda bizleri, Almanya’ya sevk etmek için bekletilen, çok vagonlu bir trene yerleştirildik. Tren, tamamen memleketim insanları ile doldurulmuş olup, sanki Batı Trakya Türkleri, bir şekilde göç ettiriliyorlardı... Tren, Almanya’nın ilk durağı olan Münih şehrine vardığında, tarih 28 Kasım 1972 idi. Daha sonra, kimlerin hangi şehirde, hangi firmaya gidecekleri belirlendi. İstasyonda mahşer gününü andıran bir kalabalık vardı. Önceden Almanya’ya yerleşmiş olanlardan bazıları, muhtemelen dostlarını görebilmek umuduyla, istasyona gelmişlerdi. Orada bulunan Alman yetkililer, tercümanlar aracılığı ile isimlerimizi okuyup, insanları gidecekleri bölge ve firmalara göre ayırıyorlardı. İsmim okunduğunda, MAN kamyon fabrikasına doğru yola çıkmak üzere, bir taksiye bindirildik. Fabrikaya vardığımızda, bizler bundan sonra başlayacağımız bu yeni hayatta, ikamet edeceğimiz lojmanlara yerleştirildik. Bir gün sonra, bizlere bölüm şefleri ve tercümanlar aracılığı ile fabrikada çalıştırılacağımız bölümler hakkında bilgiler verildi. Bizlerle yapılan sözlü mülakatta, öz geçmişimiz ile ilgili sorulardan sonra, insanların fizik yapılarına göre, çalıştırılacakları bölümler belirlendi. Beni bir gün sonra işe başlamak üzere, Raylı Sistem Matkap Makinesi bölümüne verdiler.

-Almanya’daki hayatınızdan bahseder misiz?  

-Münih’teki MAN fabrikasında çalıştım. Bu firmadan emekli oldum. Orada bir yandan çalışırken ve iş harici sosyal faaliyetlerimi sürdürürken, diğer taraftan da tahsilimi tamamlamaya çalıştım. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi, Batı Avrupa programında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlara tanınan haklardan istifade ederek, Almanya’da açık ilköğretim okuluna kaydını yaptırarak öğrenimine devam ettim, İlköğretim diplomasını aldım. Ardından Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Lisesi’nde tahsilime devam ettim, lise diplomasına sahip oldum.

Müziğe karşı özel ilgim, merakım var. İlk dönemlerde çeşitli Türk derneklerin bünyelerinde müzik çalışmalarımı yürüttüm. Halk ozanı Âşık Doğanî Doğan Hoca’dan saz dersleri aldım. Sivaslı Ali Özkurt, Ali Meçicioğlu ve Ahmet Mavruk hocalarım oldu.  

-Sizi dava adamı olarak tanıyoruz. Davanız nedir?

-Davamız Batı Trakya davasıdır. Batı Trakya Türkleri için yaklaşık 40 senedir sosyal, kültürel, dinî, millî, yardımlaşma, dayanışma içinde olduk ve siyasi alanlarda da hizmet ettik. Batı Trakya Türklerinin uluslararası alanda tanıtılması için çaba gösterdik. Bunları yaparken de hiç kimseyi kırmadık, aldatmadık, kimseden de emir almadık ve korkmadık.

Bizim hedefimiz belliydi. Ne pahasına olursa olsun, insanlarımızın gasp edilen haklarını arayacaktık. Bizim, hocamız ve rehberimiz de yoktu. Olamazdı da… Çünkü bu olay, Avrupa’da yeni bir hareketin başlangıcıydı. Gittiğimiz yollarda kılavuzumuz da yoktu. Yolumuz dikensiz gül bahçesi de değildi. Her türlü engellerle karşılaştık. Önümüze sonsuz sorunlar koydular. Biz, bu engelleri ve sorunları aşmasını becerdik.   Ne tehditler, ne de satın alma girişimleri bizi yolumuzdan alıkoyamadı.  

Batı Trakya Türklerinin örgütlenmesinin kaçınılmaz olduğunu gördüm, dernek kurdum. Derneğimizin uluslararası alanda yaptığı girişimler neticesi, gerek Batı Trakya’daki gerekse Almanya’daki kardeşlerimizin birçok haklar elde ettikleri bir gerçektir. Peki, biz bu faaliyetleri yaparken, yakınlarımız hiç mi sıkıntı çekmediler? Hâliyle büyük sıkıntılar içinde bu günlere geldik. Gümrüklerde bekletildik, çocuklarımız tutuklandı, pasaportları ellerinden alındı ve Yunanistan’a geri gönderildi. Ölümle tehdit edildik. Dernek lokalimize molotof kokteyli ile saldırı düzenlendi. Yunanistan demokrasisinin ayıbını ve açığını ortaya çıkardık. Uluslararası kuruluşların dikkatini Batı Trakya’ya çektik. .

-Davasını sürdürdüğünüz Batı Trakya neresidir?

-Trakya topraklarının bir kısmı Bulgaristan, bir kısmı Türkiye ve bir kısmı da Yunanistan sınırları içinde yer almaktadır. Batı Trakya Yunanistan sınırları içinde, Yunanistan’ın kuzeydoğu kesimindedir. Batı Trakya’nın doğusunda, Türk-Yunan sınırını belirleyen Meriç, batısında Mesta-Karasu nehirleri, kuzeyinde Bulgaristan, güneyinde Ege Denizi bulunmaktadır. Bu bölge, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılmıştır.

Batı Trakya’nın Ege Denizi’ne inen düzlük kısmına Ova, Rodop Balkanları etekleri kısmına Yaka, Yaka’nın kuzeyindeki dağlık bölgeye ise Balkan Kolu adı verilmektedir.

Günümüzde Bulgaristan sınırı boyunca batıdan doğuya, Türkiye sınırına kadar uzanan 8 kilometre enindeki bölge “Yasak Bölge” durumundadır. Bu yasak bölgede on binlerce Türk yaşamaktadır. Buraya giriş çıkışlar özel izne tabidir. Almanya’daki derneklerimizin Avrupa Parlamentosuna yaptıkları şikâyetleri üzerine bu yasak, kısmen kaldırılmıştır.

Batı Trakya, 8578 km² olup İskeçe, Rodop (Gümülcine), Evros (Dedeağaç) olmak üzere üç ayrı vilayetten oluşmaktadır.

Yunanistan sınırları içindeki Batı Trakya:

Batı Trakya’nın nüfusu 350 bin civarındadır. Bu nüfusun 150 bin civarındaki kısmı Türklerden meydana gelmektedir. Türk nüfusunun yüzde 80’i köylerde, yüzde 20’si de şehirlerde yaşamaktadır.

Türk ahalinin yüzde 95’i tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Ancak yüzde 5’i küçük esnaf ve sanatkârdır. Tarımla uğraşan Türklerin bir kısmı da tütün üreticisidir. Bundan başka buğday, mısır, pancar, pamuk ve meyve yetiştiricisidir.

1923 yılında toprak mülkiyetinin yüzde 84’ü Türklere aitti. Günümüzde ise ancak yüzde 27’si Türk azınlığın elinde kalmıştır.

1923 yılında Batı Trakya’daki Türk azınlığın büyük çoğunluğu zengin ve orta halli tüccar, çiftçi ve esnaf iken, bugün azınlık arasında bir tek zengin ve orta hâlli tüccar kalmamıştır. Büyük çiftçi hiç yoktur. Parmakla sayılacak kadar küçük esnaf ise Yunanistan’ın akıl almaz baskılarına göğüs gererek yaşamaya çalışmaktadır.

-Batı Trakya’nın tarihinden kısaca bahseder misiniz?

- Batı Trakya dört bin yıllık bir yerleşim bölgesidir. Batı Trakya’nın ilk sakinleri, Traklar’dır.  Kuman ve Peçenek Türkleri de bölgeye hâkim oldular.    

Osmanlı Türkleri ilk defa Padişah Orhan Gazi devrinde, Şehzade Süleyman Paşa’nın kumandası altındaki kuvvetlerle Rumeli’ye ayak bastılar. 1354 yılında Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Gelibolu’yu fethettiler.

Şehzade Süleyman Paşa bir sürek avı esnasında uğradığı bir kaza neticesinde şehit olmuştur. 1359 yılında o yüce komutanın şehit olmasıyla geçici bir duraklama devri başlamış, bu duraklama devri 1361 yılına kadar sürmüştür.

Bundan sonra Lala Şahin Paşa gerekli hazırlığı ikmal ederek, o zaman Trakya bölgesinin en ehemmiyetli merkezi olan Edirne şehrinin fethine teşebbüs etmiş. Şehrin 1362 yılında fethiyle buranın muhafazası Lala Şahin Paşa’ya verilmiş.

Gazi Evrenos Bey ise Vardar Nehri boyunca ilerleyerek, Gümülcine ve İskeçe’yi almış. Sırpların elindeki Serez’i de fethederek burasını bir üs haline getirmiş. Böylece, 1364 yılında Batı Trakya’nın fethi gerçekleşmiştir. Daha sonradan Anadolu’dan Ceneviz gemileriyle Rumeli’ye Türk muhacirleri taşınarak, yerleştirilmiş. Önceleri burada yaşayan Kuman Türkleriyle kaynaşmaları sağlanmıştır. Batı Trakya’nın büyük fatihi Gazi Evronos Bey, Batı Trakya Türklerinin unutulmaz kahramanlarındandır. Türbesi, Yunanistan sınırları içerisinde Yaniça (Vardar Yenicesi) kasabasında bulunmaktadır.

-İlk Türk Cumhuriyeti Batı Trakya’da kuruldu. Kısaca bahseder misiniz?

-Batı Trakya, 1912 Balkan Harbi’ne kadar, 548 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Balkan Harbi’nden Lozan Antlaşması’na kadar, Batı Trakya’da birkaç defa Türk hükûmetleri kurulmuştur.

1913 yılında Batı Trakya’da bazı ayaklanmalar olmuştur. Ayaklanmalar umum çeteler komutanlığına Eşref Kuşçubaşı getirilmiştir. Bu kuvvetlerin çarpışmaları sonucu 31 Ağustos 1913’te Gümülcine ve ertesi gün de İskeçe kurtarılmıştır. Gümülcine’nin fethiyle birlikte “Garbî Trakya Hükûmet-i Muvakkatası” (Batı Trakya Türk Cumhuriyeti) kurulmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeyi Bulgaristan’a terk etmeye karar vermesi üzerine, bu geçici idare, tarihteki ilk Türk cumhuriyeti olarak 25 Eylül 1913’te ilan edildi.

Cumhuriyetin ay yıldızlı, yeşil, beyaz ve siyah renkli bayrağı, istiklal marşı, 29 bin kişilik bir silahlı kuvveti vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Askerî Bey, Hükûmet Reisi Müderris Salih Hoca, Kuva-yı Milliye müfettişi Eşref Kuşçubaşı idi

Cumhuriyet 55 gün yaşadı

“29 Eylül 1913’te “İstanbul Anlaşması’yla bölgenin kesin olarak Bulgaristan’a bırakılması üzerine, bu Cumhuriyet, varlığını 55 gün sürdürebildi. Bu anlaşma gereği Batı Trakya Cumhuriyeti 29 Ekim 1913 tarihine kadar bölgeden çekildi. Ve Batı Trakya, 30 Ekim 1913’te Bulgar işgaline uğradı.   Bu anlaşmayla Edirne, Dimetoka ve Kırklareli Osmanlı Devletine bırakıldı... Mustafa Kemal Atatürk o günlerde Sofya’ya binbaşı rütbesiyle askeri ateşe olarak atanmıştı... Bu hazin gelişmeleri yakından takip etti... Batı Trakya Cumhuriyeti’nin 29 Ekim’de Bulgaristan’a bırakılmasından tam 10 yıl sonra, Çankaya Köşkü’nde kendisine konuk olan arkadaşlarına : “Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz.” Dedi. Ve dediği günde, “29 Ekim 1923’te” Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Yeni Cumhuriyetin kuruluş tarihinin 29 Ekim olması bir tesadüf müydü?        

-Atatürk’ün Batı Trakya konusuna yaklaşımı nasıldı?

- Atatürk, Batı Trakya olaylarını büyük bir dikkat ve hassasiyetle takip ederdi. İkinci Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Bey’le Trakya-Paşaeli Cemiyeti ve Batı Trakya Komitesinden Celal ve İskeçeli Arif Bey’le istişare hâlindeydi. Bu kurum ve kuruluşlardan aldığı raporlara verdiği cevaplarla Batı Trakya hadiseleri karşısında Anadolu ve Rumeli Müdafaa Hukuk Cemiyetinin ve bu cemiyetin temsil heyeti reisi sıfatıyla kendi fikir ve mütalaalarını, vaktinde bildirerek Türk davasına aykırı hareketleri önlemeye çalışmıştı.

-Batı Trakya’nın günümüz problemleri nelerdir?

Belli başlı sıkıntılarımız şunlardır:

Türk Kimliğinin İnkârı: Batı Trakya’da Türk kimliği inkâr edilmektedir. Yunan uyruklu Batı Trakya Türklerini bölme parçalama, göçe teşvik, Rum asıllı göçmenleri Batı Trakya’ya yerleştirme politikaları Yunanistan idaresi tarafından Batı Trakya Türkleri üzerinde daima baskıcı bir politika uygulamaya devam etmektedir.

Türk Öğretmenler Birliği ile Türk Gençler Birliği tabelalarında “Türk” kelimesi geçtiği için bu tabelalar indirilmiştir. Türk toplumunu Roman, Pomak ve Türk diye üçe bölüp parçalamaktadır. Kendilerine yakın olanlara, içinde “Türk” kelimesi geçmeyen çeşitli dernekler kurdurmakta ve bunları Avrupa’ya karşı (göstermelik) belge olarak kullanmaktadır.

Diğer yandan Yunan uyruklu Batı Trakya Türklerinin dayanışmasını, kültürlerini, kendi tarihlerini, kimliklerini yaşatması için uğraş verenler, çeşitli yayın organlarında açık bir şekilde taciz, tahrik ve tehdit edilmektedirler.

Eğitim: Batı Trakya’da bugün eğitim felç durumundadır. Yunan Anayasa’sının mecburî eğitimi 9 yıl olarak belirlemesine rağmen, bu yasa Batı Trakya’daki Türk okulları için uygulanmamaktadır. Öğrenciler ilkokullarda 5 yıl eğitim alıp cahil olarak mezun olması için ne gerekiyorsa yapılmaktadır. Mevcut 2 Türk lisesine devam etmek isteyen öğrencilere, dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan kura usulü ile öğrenci kaydı yapılmaktadır.

Türk-Yunan Eğitim Anlaşmaları gereği Türkiye’den gönderilen kitaplar dağıtılmamakta, depolarda çürütülmektedir. Yunan Devleti’nin kendi adamlarına yazdırdığı ders kitapları zorla okutularak, Türk çocuklarına alenen Yunan propagandası yapılmaktadır.

Türk okulları kitap ve diğer eğitim ve öğretim araçlarından tamamıyla mahrumdur. Tahsilini Türkiye’de yapmış olan öğretmenler, her vesile ile görevden alınmakta, yenileri de atanmamaktadır. Batı Trakya’da çağ dışı bir eğitim uygulanmaktadır.

Ekonomik Baskılar: Yunanistan idaresi çeşitli bahanelerle Batı Trakya Türkleri’ne ait arazilerini kamulaştırmasıyla, toprak işgali uygulamasını başlattı. Lozan Antlaşması’nın imzalandığı zaman toprağın, Batı Trakya’da % 87’si Türklere aitti. Bu oran bugün % 27’lere düşürülmüştür. Türk arazileri, işgal, istimlâk ya da teşvikle Yunanlıların eline geçmiştir. Batı Trakya’da Türklere gelir getirecek geniş çapta ticaret yaptırılmamaktadır. Tarım ürünlerine üretim tahdidi (kısıtlama) getirilerek, Türklerin zor durumda bırakılması amaçlanmaktadır.

Cemaat Seçimleri ve Vakıflar: Batı Trakya’da en önemli problemlerden biri de Türk-İslam vakıflarını idare etmek ve vakıf gelirlerini gerekli yerlere dağıtmakla görevli Cemaat İdaresi’nin seçtirilmemesidir. 1967 Cunta döneminden bu güne kadar seçimler yaptırılmamaktadır. Buralara keyfî atamalar yapılmakta ve Türk vakıf malları çeşitli bahanelerle istimlâk edilmektedir.

Müftülük Problemi: Gümülcine, İskeçe ve Dimetoka’da bulunan müftülük makamları bugün işgal altındadır. Çünkü bu müftüler, Türk toplumu tarafından seçilmeyerek Yunan Devleti’nin tayiniyle iş başına getirilmiştir. Türk toplumunun seçtiği müftülere ise görev yaptırılmamaktadır.

-Özkan Bey, Sizin çeşitli sertifikalı kurslarla kendinizi yetiştirdiğinizi, seminerler ve hizmet içi eğitimlere katıldığınızı biliyorum. Bu konuda bilgi verir misiniz?

-Sertifikalı Uzmanlık Eğitimleri aldım.

Liderlik Okulunun Sertifikalı Uzmanlık Eğitimleri programları dâhilinde Ankara Gazi Üniversitesi İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi 100. yıl salonunda yapılan kurslara katıldım. Liderlik ve Takım Çalışması, Proje Yönetimi, Kriz Yönetimi, Sosyal Medya gibi konularda uzmanlık eğitimi aldım. Uluslararası geçerliliği olan sertifikalara sahip oldum.

Hizmet İçi eğitimler de aldım: Osmanlıca Okuma Yazma, Sorunlara Çözüm Önerileri,   Bireysel Kariyer Planlaması, Beden Dili Eğitimi, Mülâkat Teknikleri, Diksiyon ve İletişim aldığım hizmet içi eğitimlerdir.

Uluslararası geçerliliği bulunan, IBPDA ve AEC onaylı sertifikalara sahip oldum.

Bazı firmalarının işbirliği ile gerçekleştirilen “KARİYERİNİ KAMPÜSTE NETLEŞTİR” programı çerçevesinde seminerlere katıldım. Bireysel Kariyer Plânlaması, Mülakat Teknikleri Eğitimi, Uygulamalı CV Hazırlama Eğitimi, Olmaz Böyle Mülâkat (Tiyatro – Uygulama), Beden Dili, İletişim ve Yaşam Koçluğu Eğitimi aldım.

-Bu konudaki çalışmalarınızdan dolayı en büyük ödül de sanırım, Birleşmiş Milletlerden aldınız.

- Evet, Aldığım kurs, seminer ve hizmet içi eğitimler uluslararası takdir gördü, 2011 yılında,   Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Kültürüne Üstün Hizmet Ödülü” ne layık görüldüm, ORDEN ile ödüllendirildim.

-Sosyal faaliyetlerde de bulundunuz, bu konuda neler söylemek istersiniz?

-Almanya’ya geldiğim günden itibaren, Münih’te bulunan Türk Kültür derneklerinin faaliyetlerine iştirak ettim. Batı Trakya Türklerini bir dernek çatısı altında birleştirmeye gayret ettim. 22 Mart 1981’de Bavyera Eyaleti Batı Trakya Türk Aileleri Birliği’ni kurduk, bu birlik adına, 1988 senesinde eski bir ekmek fırınını kiralayarak orasını “Batı Trakya Camii” hâline getirdik.   Hemen peşinden “Batı Trakya Spor Kulübü” nü kurduk. Zamanla, “Batı Trakya Folklor Ekibini” ve “Batı Trakya Türk’ünün Sesi Korosunu” oluşturdum; kültür gecelerine katıldım. ‘Batı Trakya Türk Evi’ni kurdum ve hizmete açtım.

BEBTTAB’ı (Bavyera Eyaleti Batı Trakya Türkleri Aile Birliği), BATTAM’ı (Batı Trakya Türkleri Araştırma Merkezi) faaliyete geçirdim. Merkezin yayın faaliyetlerini başlattım. Batı “Trakya - Dr. Sadık Ahmet Camii’ni” hizmete açtım. İLMER’i (İlim ve iletişim Merkezi) BİLMER’i (Bilgi ve Bilgisayar Merkezi) KÜGMER’i (Kültür, Kütüphane ve Gençlik Merkezi) kurdum. Bavyera Türk Sanat ve Kültür Derneği’nin idare ve kültürel çalışmalarında görev aldım.  

Dernek ve federasyondaki görevim sıfatıyla Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, FUEV, Kopenhag'da İnsan Hakları ve Helsinki'de AGİK toplantılarına katılarak Batı Trakya Türklerinin meselelerini dünya kamuoyuna duyurmaya gayret ettim. İlk katıldığım toplantı, Haziran 1986- İstanbul’da, Avrupa Konseyi Toplantısı oldu. Burada Batı Trakya konulu bildiri sundum. Konferans ve seminerlerimiz peş peşe devam etti. 29 Mart -1 Nisan 1990 tarihleri arasında “Güneydoğu Avrupa’da Azınlıklar” konferansı (Kopenhag- Danimarka’da) yapıldı. Bu konferans neticesinde, Dr. Sadık Ahmet ve İbrahim Şerif’in hapishaneden çıkmaları ve Batı Trakya’ya gözlemci gönderilmesi sağlandı. Federasyonu temsilin Dr. Sadık Ahmet'in Selanik'teki mahkemesine arkadaşlarımla gözlemci olarak katıldım.

Bu arada yabancı gözlemcilerle birlikte Batı Trakya'yı köy köy dolaştık. Önceden kamulaştırılanları ve Şapcılar Bölgesi’nde Türklere ait araziler üzerinde açık hava hapishanesi yapılma bahanesiyle kamulaştırılmak istenen arazileri köy köy gezdik.

Çeşitli Avrupa şehirlerinde düzenlenen açık oturum ve konferanslara katılarak, Batı Trakya Türklüğü’nün haklı davasını anlattım.

Muhtelif gazete ve dergilerde yazılar yazdım. Hemşerilerimi bilgilendirmek için dernek mahalline bazı konuşmacıları davet ederek, çeşitli sohbet toplantıları düzenledim.

Ayrıca, farklı zaman ve yerlerde Türkmen-Yörük şenliklerine konuşmacı olarak katıldım,     katılmaktayım.

- Trakya Türkleri, Balkan Türkleri ve Türk Dünyası için yıllardır Almanya’da verdiğiniz kalıcı hizmetler var. Bir başka ifade ile Türk Kültürüne ve Türk Dünyasına kazandırdığınız,   15 kitap çalışmanız var? Bu konuda bilgi verir misiniz?

-Batı Trakya Türklerinin küllenmiş tarihini araştırdık. Tarihçilere birçok belge sunduğumuz gibi, araştırmacıların da önünü açtık. Yayımladığımız 15 kitapta bu çalışmalarımızı belgeledik

Kazandırdığımız Kitaplar şunlardır: 1.Teşkilat ve İdare 2000 Almanya. 2. Batı Trakya Türkleri Basın Yayın Tarihi Üzerine Bir Araştırma 2000, İzmir.   3. Yunanistan Anayasası Türkçe Tercümesi 4. Batı Trakya Fetih Tarihi 1261-1367 / 2002. 5. Batı Trakya Türkleri Basın Yayın Tarihi. 6. Gurbet Batı Trakya Türkleri Şiirleri 7. Batı Trakya Manevi Tarihi I. Cilt.   8. Batı Trakya Türk Kültürü Araştırmaları. 9. Batı Trakya Manevi Tarih II. Cilt. 10. I. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi 11. Gurbette Açık Mezar 12. Azerbaycan’da Batı Trakya 13. Azınlıklar Yabancı Unsur mu? Almanca 14. III. Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırılmaları Kongresi 15. Batı Trakya Camileri Ve Hazireleri

-Fahri doktora ve profesörlükle ödüllendirildiğinizi biliyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

-Türkoloji bilimi için önemli bir gelişme ve açılım olan, üç kez gerçekleştirdiğim “Uluslararası Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Kongresi” ve BATTAM olarak yayınladığım bilimsel kitaplar nedeniyle, Azerbaycan hükümetine bağlı bilim kuruluşu VEKTÖR Beynelhalg Elm Merkezi (International Scientific Center) tarafından şahsıma “Fahri Doktora” payesi verildi. Azerbaycan’ın uluslararası saygın bilim kuruluşunun beratı, 22 Mayıs 2007 günü Gence Devlet Üniversitesi’nde düzenlenen törende, Azerbaycanlı bilim adamları ve öğrenciler huzurunda VEKTÖR Başkanı Prof. Dr. Elçin İSKENDERZADE tarafından takdim edildi. Beynelhalg Elm Merkezi (İnternational Scientific Center) tarafından Yunanistan temsilcisi olarak görevlendirildim. 2011’de fahri profesörlükle ödüllendirildim.

Türk dünyasına yaptığım hizmetler nedeniyle 18 Temmuz 2016’da Azerbaycan ödül komitesi tarafından, “Türk dünyasına üstün hizmet altın madalyası ile” ödüllendirildim.    3 Haziran 2012 tarihinde Uluslararası 9. Altın Saat Kulesi Festivali İzmir de yapıldı.   “Uluslararası 9. Altın Saat Kulesi” Ödülüne layık görüldüm... Ayrıca T.C. Başbakanlık tanıtma fonu tarafından desteklenen, 2016 yılı Türkiye Ünlüleri (bibliyografya) İnternet Sitesinde yer aldım.

 

- Ve son durak Bursa oldu. Sekiz yıldan beri Bursa’dasınız, Bursalısınız…

-Evet, 2008’de emekli olunca,   çocuklarımı ve torunlarımı Almanya’da bırakıp, hemşerilerimin yoğun olarak yaşadığı, yaz tatillerimi geçirdiğim, çok sevdiğim Bursa’ya yerleştim. Daha önceden inşa ettiğim evimde ikamet etmekteyim. Davamı burada sürdürüyorum. Evliyim, iki erkek babası ve beş de torun sahibiyim. Kurucusu bulunduğum Bavyera Eyaleti Batı Trakya Türkleri Aile Birliği Onursal Başkanıyım.

-Üstün hitabet kabiliyeti ile davasını her ortamda anlatan, zengin repertuvarından seçtiği yöresel türküleri elinde sazı ile çalıp söyleyen, davet edildiği sahnenin adeta bülbülü olan, Özkan Hüseyin, şiirle de haşır neşir olmaktadır.Prof. Dr. (HC) Hüseyin Özkan Bey’e, hayat hikâyesinden bir bölümü bizlerle paylaştığı için teşekkür ederim.

 

BURSA

 

Bu dünyada ana yerini almış,

Osmanlı’nın temel taşıdır Bursa.

Orhan Bey’den bize hediye kalmış,

Bütün şehirlerin başıdır Bursa.

 

Paha biçilmeyen bahçe bağı var,

Alt tarafta deniz Uludağ’da kar,

Evliyalar yatar sayısız mezar,

Bence hak cennetin eşidir Bursa.

 

Ulu Camisinde sırlar görülmüş,

Kapalı çarşı da sanat örülmüş,

Somuncu Baba’ya değer verilmiş,

Erenler Pirlerin düşüdür Bursa.

 

Çok önderlik yapmış İslam yolunda,

Tuğları taşımış yiğit kolunda,

Ay yıldız bayrağın kanın alında,

Yılları anlatan yaşıdır Bursa.

 

Özkan Hüseyin özümde benim,

Dünyalardan güzel gözümde benim,

Her zaman her dakika sözümde benim,

Türklük mührünün kaşıdır Bursa.

 

Özkan HÜSEYİN

NİSAN 2016


İlgili Haberler
left
right
 
12 Şubat 2017 Pazar 17:30
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık