Ana Sayfa » MAKALELER » Bursa'da yetîm keseleri

Bursa'da yetîm keseleri

Türkçede yalnız, tek anlamında olan yetîm kelimesi, babası ölmüş ve henüz bulûğ çağına gelmemiş çocuklar için kullanılmaktadır. Osmanlı toplumunda yetîm kalmış çocukları koruma altına alma, onlara yardım etme ve şefkat gösterme, riâyet edilmeye çalışılan önemli ahlakî değerler arasındadır.

 
 
Bursa'da yetîm keseleri

Prof. Dr. Cafer ÇİFTÇİ

Türkçede yalnız, tek anlamında olan yetîm kelimesi, babası ölmüş ve henüz bulûğ çağına gelmemiş çocuklar için kullanılmaktadır. Osmanlı toplumunda yetîm kalmış çocukları koruma altına alma, onlara yardım etme ve şefkat gösterme, riâyet edilmeye çalışılan önemli ahlakî değerler arasındadır. Devlet yöneticilerinin yetîmlerin korunması ve gözetilmesi hususunda siyasî, sosyal ve ekonomik açıdan birçok tedbir geliştirmesi, böyle bir düşüncenin benimsenmesinde etkili olmuştur.

Osmanlı’da yetîmlerin korunması için alınan tedbirler ve oluşturulan vakıflar bir tarafa bırakıldığında, onlar için meydana getirilen en ciddi örgütlenmenin, vasîlik görevinin uygulamaya konulması ve eytâm keselerinin kurulması olduğu belirtilebilir. Osmanlı toplumunda, yetîmlere miras yoluyla kalan menkul ve gayrimenkul malların, vasîleri tarafından işletilmesi ve sermâyenin kontrol altına alınarak elde edilen gelirin, bu şahısların ihtiyaçlarının karşılanması için harcanması, reşit olduklarında ise mallarının kendilerine teslim edilmesi için oluşturulan kurumlara, eytâm keseleri adı verilmektedir. Bu kurumların eytâm keseleri ifadesiyle adlandırılmasının nedeni, yetîmlere miras olarak kalan paraların, bu paraların işletimine dair evrakın, gayrimenkullere ait belgelerin ve benzeri vesikaların, kumaştan yapılmış torba veya çanta anlamında olan bir kesenin içine konmasındandır. Yetîmler reşit olduklarında bu keseler feshedilmekte ve miras olarak kalan mallar kendilerine şahitler huzurunda teslim edilmektedir. Kur’an-ı Kerîm içerisinde geçen birçok âyet ile yetîmlere nasıl davranmak gerektiği yükümlülük altına alınmıştır. Ancak Nisâ süresinin 6. âyeti, Osmanlı döneminde yetîmler için oluşturulan keselerin adeta oluşturulma gerekçesi gibi gözükmektedir.

Eytâm keseleri iki şekilde oluşturulmaktadır. Birincisi; bir babanın vefât etmeden önce bir vasîyi, miras işlerini hal ya da reşit olmayan çocuklarının veya torunlarının mal varlığını idare ile vazifelendirmesi ve bunu kadı önünde ikrâr etmesi ile meydana getirilmektedir. İkincisi ise; babası tarafından vasî tayin edilmeyip de küçük yaşta yetîm kalan bir çocuk için, kalan mirasa yönelik kadı tarafından vasî tayini ile kesenin oluşturulmasıdır. Kadılar bu gibi durumlarda, doğrudan sorumluluk altındadırlar. Osmanlı kadısının vefât edenin terekesine el koyup müdahale etmesine ve tespit edilen değerler üzerinden mirasçıların hissesini tayin edip tevzi etmesine birkaç durum sebep olabilmektedir. Bu durumlardan bir tanesi de, belirtildiği gibi vefât eden kişinin küçük yaşta çocuğunun bulunması ve bu çocuğa kalan hissenin tespit edilerek vasî tayin edilmesidir.

Vasîler, yetîmlere ait malların hukukî açıdan özel korumaya alınması amacıyla oluşturulan eytâm keselerinin yöneticisidirler. Vasî olan kişinin ve mirasçıların ilk işi, yetîm kesesinin asıl sermayesinin oluşturulmasından önce, vefât eden şahsın terekesinden techîz ve tekfîn masraflarını çıkartıp sarf etmek, ardından vefât eden şahsın borcu varsa, alacaklı olan kişilere ölenden kalan tereke ile bu borçları ödemektir. Tüm gerekli harcamalardan sonra, vefât edenin vasiyeti veya kadının hükmü doğrultusunda, geriye kalan menkul veya gayrimenkul miras için, kese kurma işlemi kadı huzurunda gerçekleştirilmektedir. Mirasın taksimi ve bu taksimin tespiti için gerekli olan kişilerin de bulunduğu bu ortamda, yetîmler için kese kurma işlemi tamamlandıktan sonra, artık kesenin işletiminde tek yetkili yetîmlerin vasîsidir.

Vasîler, miras yoluyla kalan paraların işletilmesi veya emlâk gelirlerinin toplanması ve korunması hususunda bizzat görevlidirler. Miras kalan metâ para ise, vasîler tarafından muâmele ile işletilerek nemâ geliri elde edilmekte, ya da miras kalan metâ gayrimenkul ise, bunların kira gelirleri toplanmakta ve sonrasında söz konusu hissedâr yetîmlere ihtiyaçları kadar verilmekte veya harcanmaktadır. Birden fazla yetîm için oluşturulan keselere ait muhasebe kayıtlarında her yetîmin hissesi ayrı ayrı hesaplanmakta ve gösterilmektedir. Vasîler, vesâyeti altında bulunan kimselerin mal varlığının idarecisi olarak, her türlü hukukî muâmeleleri yapmaya salâhiyetlilerdir. Fakat onların gayrimenkulünü, ancak açık bir kâr veya zaruret halinde rehine koyabilmekte veya devredebilmektedirler. Vasînin yetîm malını yemesinin iki istisnası vardır; vasînin muhtaç olması ya da yetîmin malını işletmesi mukabili bundan yaptığı hizmet kadar yararlanmasıdır. Bu doğrultuda bazı vasîlerin, yerine getirdikleri vazifelerinin karşılığında, cüzi bir ücret aldıkları görülmektedir.

Vasîler, vasiyeti altındaki şahıslar hukukî muâmele yapma ehliyetine eriştikleri zaman, onlara hesap vermeye mecburdurlar. Yetîmler olgunluk çağına geldiklerinde, işletilen menkul veya gayrimenkullerin hisseleri, vasîleri tarafından kendilerine devredilmekte ve bu durum muhasebe kayıtlarında gösterilmektedir. Yetîmlerin, cinsi olgunluk anlamındaki bulûğ olma yerine, fikri olgunluk anlamındaki rüşd olmalarına bakılarak mallarının kendilerine verilmesi son derece önemlidir. Örneğin; Bursa'da Ebû Şahme mahallesinde sakin iken vefât eden Murad bin Abdullah adlı kişinin bâliğ, âkıl ve rüşde erişmiş oğlu Nuh Çelebi, küçük yaştaki kız kardeşleri olan Hanım, Rabia ve Fatma’nın vasî-i muhtârı olan, Dergâh-ı Âlî bevvâblarından Ramazan Bey ibn-i Nurullah huzurunda mahkemede ikrâr ve itirafta bulunmaktadır. Bu ikrârda Nuh Çelebi; babası El-hâcc Murad’ın vefât ettiği zamanda altının 200 akçaya ve kuruşun 140 akçaya râyic olduğunu beyan ederek, babasının zimemnâsında olan paraların cem’ ve tahsîl edildiğini ve kendisine ait ve râcia olan hisse-i mevrûsesini, altın 200 ve kuruş 140 olmak üzere vasî-i merkum yedinden bi’t-tamâm ve’l-kemâl aldığını ve kabz ettiğini, vasînin zimmetinde bir akça ve bir habbe hakkı kalmadığını belirtmektedir.

Vasîlerin yerine getirdikleri işlerin denetimi, kese için görevlendirilen nâzır veya şehrin kadısı tarafından yapılmaktadır. Örneğin, Bursa’nın Hacı İlyas mahallesinde merhûm Mehmed Çelebi bin Seyyid Ahmed el-Malatyevî’nin evlatları için oluşturulan kesenin denetiminde, Hacı Sinan adlı bir nâzır görevlidir. Ancak keselerin denetim işinde, asıl görevli olarak kadılar görülmektedir. Kadı, zaruret halinde vasîyi azle bile salâhiyetli kişidir. Bu nedenle vasî olan kişiler, yetîm çocuklara ait emânet edilen mirasa son derece titizlikle bakmaktalar ve yetîmler için oluşturulan keseden yapılan her türlü harcamayı mahkemede kayıt altına almaktadırlar.

Vasîler, sorumluluğunu üstelendiği yetîm kesesine sağlanan gelirleri ve bu gelirlerin harcandığı kalemleri bir muhasebe defteri içerisine kaydetmektedirler. Bu kayıtların belirli aralıklarla kontrolü, kadı tarafından gerçekleştirilmektedir. Muhasebelerin kadı tarafından kontrolü; ölüm, rüşd olma ve miras gibi konular üzerinde genelde ihtiyaç halinde veya kadılık makamının istemesi sonucunda gerçekleşmekte olduğundan, kayıtların düzenli bir denetimi yoktur. Muhasebelerin beş aylık, altı aylık, senelik, üç veya dört yıllık olarak çeşitli dilimlerde tutulabilmeleri söz konusudur. Örneğin, merhûm Mehmed Çelebi bin Seyyid Ahmed el-Malatyevî’nin evlatları için oluşturulan kesenin en son muhasebesi kadı defterine kaydedildikten bir yıl üç ay sonra, hissedâr yetîmlerden olan Abdülcelîl vefat etmiş ve vasî tarafından hicri bir yıl üç aylık yeni muhasebe hazırlanıp kadıya tekrar sunulmuştur. Bu kayıt içerisinde, ölen Abdülcelîl’in malına ait resm-i kısmetin verildiği, techîz ve tekfîn masraflarının karşılandığı, annesinin ve kardeşlerinin hisselerinin pay edildiği, küçük olan kardeşlerin 6.776 akçalık hisselerinin vasîlerine verildiği belirtilmiştir.

Yetîmlere ait keselerde bulunan sermayenin paralardan oluşan menkul kısmı, vasîleri tarafından muâmele-i şer’iye ile işletilmektedir. Bu paralar belirli bir süreliğine başkalarına borç olarak verilmekte, daha sonra ise verilen borç miktarı ribhiyle birlikte geri alınmaktadır. Keselerin bu faaliyetleri, Osmanlı’da görülen para vakıfları ile benzer özellikler taşımaktadır. Keseden verilen borçlar için uygulanan muâmele oranı şer’î kurallara bağlı olarak genellikle % 10 ilâ %15 arasında değişmektedir. Örneğin, merhûm Seyyid Mustafa’nın yetîmi olan Halim’e kalan paraların 79.160 akçalık kısmı borç verilerek işletilmiş ve bir sene sonra karşılığında 7.916 akça ribh elde edilmiştir. Bu örnekte borç verilen paranın senelik yüzde 10 ile muâmele edildiği görülmektedir.

Vasîler yetîm keselerinden verdikleri borç paraları geri toplamada, paranın değerindeki değişimler nedeniyle sıkça sorunlar yaşamaktadırlar. Örneğin; Bursa’da Tekye mahallesinde sakin iken vefât eden Es-seyyid Mustafa’nın; Abdullah, Ebû Bekir ve Fatma adlı yetîmlerine kıbel-i şer’den vasî olan, Es-seyyid Abdülkerim Çelebi ibn-i Es-seyyid Mustafa, Alî bin Hayreddin adlı kişiyi mahkemede dava etmiştir. Vasî Abdülkerim, Alî adlı şahsa yetîmlerin malından eski akça zamanında muâmele usulüyle 50.000 akça vermiş, ancak Alî zikr olunan 50.000 akçanın, 36.000 akçasını teslim edip 14.000 akçasını ödememiştir. Vasî bu durumu mahkemeye aktararak geri kalan parayı Alî’den talep etmektedir. Alî’ye bu durum mahkemede sorulduğunda cevap olarak, yetîmlerin malından vasî eliyle, altın 200 akçaya râyiç iken 50.000 akça borç aldığını, lâkin yeni akça ile bir altının 120 akçaya râyiç olduğunu belirtmektedir. Alî, bu durumda 1.000 eski akçanın kıymetinin şimdi 600 yeni akça olduğu ve bu hesap üzere 50.000 akçanın kıymetinin 30.000 yeni akça olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Alî, borç aldığı paranın yetîm malı olması nedeniyle, 6.000 akça da ziyâde vererek, toplam 36.000 akçayı vasîye teslim ettiğini söylemektedir. Alî’nin bu ifadeleri doğrultusunda, altın 200 akçaya râyic iken verilen 50.000 akçanın, yeni akça ile 30.000 akça olduğunu, yetîmlerin malının ise 14.000 akça kesr ettiğini tasdik etmektedir. Aslında vasî bu durumun farkındadır, fakat verilen borç paranın değerindeki değişim ile ilgili bir sorunun ileride çıkmasını engellemek için, mahkeme önünde borçlu olan kişinin ifadeleriyle bu durumu tasdik ettirmekte ve kadıdan eline bir belge almaktadır.

Yetîm keselerinin sermayesi içinde, miras yoluyla kendilerine kalmış gayrimenkullerin bedeli veya kira gelirlerinin de önemi bulunmaktadır. Bu gayrimenkuller; bahçe, şemhâne, hâne, dükkân ve oda gibi değişik yapılardır. Ayrıca kayıtlarda geçen mahsûl-ı çift, baha-i kovan, baha-i gendüm, baha-i esb, baha-i bahçe, baha-i şem’hâne, baha-i hınta, baha-i burçak, baha-i bağ ve baha-i şaîr gibi ifadeler de, bu gayrimenkullerin kıymetini veya o gayrimenkullerden elde edilen ürünlerden sağlanan gelirleri göstermektedir.

Keselerin işletimini ortaya koyan muhasebe kayıtlarında, toplanan gelirlerin aktarıldığı birçok gider kalemi de belirtilmektedir. Gider kalemlerinden bir tanesi, hissedâr yetîmlerin günlük geçimlik ihtiyaçlarıdır. Bu geçimlik para nafaka-i eytâm ifadesi ile anılmaktadır ve miktarı değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin, merhûm Geyveli’nin çocukları için günlük nafaka 10 akça tahsis edilmişken, Ahmed Çelebi’nin çocuğu için günlük nafaka 5 akça tahsis edilmiştir. Bu harcamalar içerisinde yetîmlere elbise alındığı da görülmektedir. Diğer bir harcama gurubu, muhtelif harçlar, harc-ı ihzâriye, harc-ı hüccet ve sicil, resm-i kısmet, harc-ı muhasebe, harc-ı müteferrika ve harc-ı lâzıme gibi ifâdelerle anılmaktadır. Bu ifâdeler kadılık makamında görülen işler ve sonrasında alınan resmî evrâk ile ilgili harçları göstermektedir. Kesenin harcama yaptığı en önemli alanlardan bir tanesi, yetîmlere kalmış olan dükkân, çiftlik ve ev gibi gayrimenkullere yönelik olan vergilerin ödenmesidir. Bunların dışında, yetîmlere gelir getiren gayrimenkullerin tamiri ve buralarda çalışan; odacı, bekçi, zebilkeş gibi görevlilerin ücretleri de keselerden verilmektedir.

Sonuç olarak yetîmler için oluşturulan sosyal güvenlik sisteminin, Osmanlı Devleti toprakları içerisinde birçok sahada uzun yıllar boyunca başarılı bir şekilde uygulandığı düşünülebilir. Klasik dönem Osmanlı tarihinde bu sistemin ayrıntıları ve yetîm keselerinin uygulandığı sahalar, kaynakların azlığı ya da araştırmacıların ilgisizliği gibi ihtimallerden dolayı, şu an için tam olarak bilinmese de, 19. yüzyıldan itibaren yetîmler ile ilgili hazırlanan yeni düzenlemeler hakkında önemli bilgilere sahibizdir. Osmanlı tarihinde Tanzimat dönemine gelindiğinde, arkasında vârisi bulunmayan veya rüştünü tamamlamamış küçük çocuklar bırakarak vefât etmiş olan kimselerin tereke hesaplarının görülmesi ve yetîmler için oluşturulan keselerin idaresi, yeni kurulan Terekât Müdürlüğüne verilmiştir. Ayrıca yetîm mallarının idaresinde haksız uygulamaların yaşanması nedeniyle, yetîm mallarının korunması ve daha iyi idare edilmesi amacıyla 1851 yılında bir nizamnâme ile Emval-ı Eytâm Nezareti kurulmuştur. 1851 nizamnâmesi içerisinde yetîm, dul, deli, bunak ve kayıp kişilerin mal ve paralarını korumak için, Yetîm Malları İdari Meclisi’nin denetiminde olmak üzere her il ve kazada eytâm sandıklarının kurulması da karara bağlanmıştır. Böylece bu çalışmada ele alınan yetîm keseleri, idari yapıdaki değişiklik ile 1851 yılından itibaren yetîm sandıkları adıyla yeni bir kurum olarak ortaya çıkmıştır.

 
15 Mart 2015 Pazar 10:27
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık