Ana Sayfa » TARİH » Bursa'yı ziyaret eden Osmanlı padişahları

Bursa'yı ziyaret eden Osmanlı padişahları

Bursa;1326 yılının 6 Nisan günü Orhan Gazi’nin emrindeki kuvvetlere teslim olunca, Osmanlı’nın ilk büyük başkenti oldu. Osman Gazi’den sonraki 5 padişah burada saltanat sürdü. İstanbul'un fethinden sonra burada saltanat süren 30 padişahtan dördü, Bursa’yı ziyaret etmişlerdir.

 
 
Bursa'yı ziyaret eden Osmanlı padişahları

Bursa;1326 yılının 6 Nisan günü Orhan Gazi’nin emrindeki kuvvetlere teslim olunca, Osmanlı’nın ilk büyük başkenti olmuştur. Osman Gazi’den sonraki 5 padişah burada saltanat sürdüler. O yıllar boyunca Bursa, Osmanlı’ya başkentlik yapmıştır.. I. Murat Edirne’yi fethedince başkent orası yapıldı. Bundan sonraki dönemde, padişahlar zaman zaman Edirne’de kalsalar da asıl başkent yine Bursa’dır. Bu durum II. Murat Devri’ne değin bu şekilde sürüp gitmiştir.

Bilindiği üzere, Osmanlı’nın ilk altı padişahının gömütleri Bursa’dadır. İlk padişah ve kurulan devlete adı verilen Osman Gazi, Tophane semtindeki eski bir kilise kalıntısı üzerindeki türbesinde yatmaktadır. İkinci padişah olan oğlu da, hemen yanı başındaki türbede yatıyor. I. Murat Hüdavendigâr Çekirge’de kendi adıyla anılan caminin yanındaki türbesinde dinleniyor. Yıldırım Bayezit’in Akşehir’den getirilen kemikleri, şimdi kendi adıyla anılan ilçedeki küçük bir tepe üzerindeki türbeye konmuştur. Çelebi Sultan Mehmet de, ‘Yeşil Semti’ndeki görkemli türbeye defnedilmiştir. F. S. Mehmet’in babası II. Murat ise; Muradiye Semti’ndeki türbede bulunuyor. Bu arada II. Murat’ın oğlu olan F. S. Mehmet, kısa sürelerle Bursa’da iki kez ‘padişah’ ilân ediliyor. Bu hususu da bilgilerinize sunmak isteriz.

İstanbul alınıp da başkent yapılınca, Bursa ve Edirne ikinci plânda kalıyor. Padişahlar orada yaşamaya başlıyorlar. Başkent İstanbul’da saltanat süren 30 padişahtan dördü Bursa’yı ziyaret etmişlerdir. Bunlardan üçü Mudanya üzerinden olmuştur. Bunlar; sırasıyla I. Ahmet, Abdülmecit ve Mehmet Reşat tarafından gerçekleştirilmiştir. Biri de Gemlik üzerinden yapılmıştır. Bu geziyi de Abdülaziz yapmıştır. Şimdi bu padişahların yaşamı ve seyahati ile ilgili önemli kısımları anlatmaya çalışacağız.

 

I. AHMET’İN BURSA SEYAHATİ

1603 ile 1617 yılları arasında taht’ta kaldı. XIV. Osmanlı padişahıdır. Dindar olarak tanınır.

XVII. yy. başlarında önce Anadolu’da başlayan ve daha sonraları İstanbul’u da tehdit etme eğilimi gösteren ‘Celâli Ayaklanmaları’ sarayı ve halkı tedirgin ediyordu. Celâli çetelerinin reisleri I. Ahmet’e gönderdikleri mesajda; “İstanbul ile Rumeli senin olsun, bize Anadolu yeter” diyorlardı. Yani padişah otoritesini tanımıyorlardı. Bu çetelerin arasında en ünlüleri; Kalenderoğlu, Tavil Halil, Saçlı ve Kara Said gibilerdi. Anadolu halkından bunları destekleyen de çoktu. Kimileri de korkularından destekler görünüyorlardı. Kalenderoğlu’nun adamları Bursa kapılarına kadar dayanmıştı. Sofu Sinan Paşa konuyla ilgili olarak saraya ‘kadı ilamlarını’ sundu. Bunun üzerine ‘Meşveret Meclisi’ toplandı. Davut Paşa Serdar atandı. Nasuh Paşa’ya ve valilere fermanlar yazılarak bunlarla mücadele edilmesi istendi.

I. Ahmet, 1605 yılının 12 Kasım’ında (bazı kaynaklarda aralık ayı olarak geçmektedir) ölen annesi Handan Sultan’ın cenazesini defnettiğinin ertesi günü, Anadolu’da isyan çıkaran bu Celâli denilen eşkıyalara karşı harekât düzenlemek için, havanın fırtınalı olmasına karşın bir kadırgayla Mudanya’ya geldi ve buradan da at arabasıyla Bursa’ya geçti. Bu isyanları bastırmak ve faillerini yakalamak üzere 20 000 asker ile başlatılan seferi organize etti. Ayrıca 5 000’e yakın sipahi de, Nasuh Paşa ile Davut Paşa’ya destek amacıyla eşkıyanın üzerine sevk edildi. I. Ahmet, Bursa’da 10 gün kalıp yapılan çalışmaları yerinde izledi. Bu arada atalarının türbelerini ziyaret ederek duada bulundu. Bursa’nın eşkıyadan korunması için Yeşil, Tatarlar, Şehreküstü hattında muhkem bir duvar yaptırıldı. Lâkin 10 gün içinde istediği sonucu elde edemeyen Padişah, Mudanya yolu ile tekrar İstanbul’a dönmüştür.

Bahsi geçen olayları önlemek üzere yeni atanan vezir-i Azam Kuyucu Murat Paşa, 1607 yılı ilkbaharında İstanbul’dan ayrıldı. Eşkıya elebaşılarını ve Kızılbaşları yola getirmek amacındaydı. O sıralarda Kalenderoğlu Bursa’yı ele geçirmiş, İstanbul için tehlike arz ediyordu. O’nun şerrinden kaçan Canbolatoğlu Padişah’tan af dileyerek teslim oldu. Kuyucu Murat eşkıya çeteleri ile mücadele etti. Anadolu’da ve Suriye’de binlerce kişiyi kuyulara attırarak öldürttü. İnsanlar acımasızca katledildi.

Bir ara, eski kapıkulu askerlerinden oluşan çete reisleri olan; Deli Derviş, Köse Hamza, Gödöslü Ali, Kızılbaş Mehmet, Arnavut Hüseyin, Kumkapulu ve Tepesi Tüylü gibiler, saraydaki ‘Divan toplantısını’ bastılar. İsteklerde bulundular. Çaresiz kalan padişah bunlara birtakım payeler ve rütbeler vermek zorunda kaldı. Daha sonra ayaklanmanın elebaşıları bir bahaneyle yakalanarak idam edildi.

 

SULTAN ABDÜLMECİT’İN MUDANYA VE BURSA GEZİLERİ

II. Mahmut’un; Çerkez ya da Gürcü olduğu söylenen Bezmialem Kadınefendi adlı eşinden doğma oğludur.

1839 – 1861 yılları arasında padişahlık yapmıştır. Avrupa kültürüne ve sanayi düzeyine ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirdiği yenilikler ve reformlarla tanınır. Gülhane Hattı Hümayun’u ve Islahat programları O’nun zamanında kabul edilmiş, Tanzimat Dönemi’ne onun zamanında geçilmiştir. Asıl konuya geçmeden o dönemi kısaca bir anımsamakta yarar görüyorum. Bu şekilde o günleri ve olayları daha iyi değerlendireceğimize inanıyoruz.

Hariciye Nazırlığı’na getirilen M. Reşit Paşa; 1839’da ‘Tanzimat-ı Hayriye Fermanı’ denilen ve gerçekleştirilecek çağdaşlaşma reformlarını içeren bir metin hazırladı. Bunu sarayın Gülhane Bahçesi’nde okuduğundan dolayı bu fermana; ‘Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ denmiştir. Bunda ülkede yapılacak yenileşme hareketleri sıralanıyordu. Halkın hak ve hukuku genişletiliyordu. Daha sonra 1856’da yayınlanan ‘Islahat Fermanı’, 1839’daki ‘Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu tamamlayıcı nitelikte bir belge olmuştur.

İşte Osmanlı tarihinde; 1839’dan 1876 (II. Abdülhamit zamanında) yılında ilân edilen I. Meşrutiyet’e kadar olan bu döneme, ‘Tanzimat Devri’, yapılan yeniliklere ve reformlara da ‘Tanzimat-ı Hayriye’ (Hayırlı düzenlemeler) denmiştir.

Bu kısa hatırlatmadan sonra şimdi asıl konumuza geçebiliriz:

Abdülmecit; 1844 yılının yaz aylarında, yeni teşkil edilen eyalet sistemi ile ilgili olarak, ‘Hüdavendigâr Vilayeti’nin oluşturuluşunu ve daha önceki merkez örgütlenmesinin Kütahya’dan Bursa’ya taşınması çalışmalarını yerinde izlemek üzere, ‘Eser-i Cedit’ adlı vapurla 29 Haziran’da İzmit üzerinden Mudanya’ya gelmiştir. Buradan da erken saatlerde, maiyetindeki zevat eşliğinde Bursa’ya gitmek üzere yola çıkmıştır. Mudanya ve Bursa halkı kendisini yol kenarlarına dizilerek heyecanla, alkışlarla karşılamışlardır. Halkın aşırı sevgi gösterileri nedeniyle yer yer durmak zorunda kalındığından, Bursa’ya varışı öğle saatlerini bulmuştur. Bursa girişinde; kendilerine has giysileri içinde ve ellerinde çiçeklerle, Türkler, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler karşıladılar padişahı. Büyük bir sevgi gösterisinde bulundular. Bu sırada marşlar, dostluk şarkıları, bando ve top sesleri birbirine karışmıştır. Abdülmecit’in altın işlemeli kaftanı ile at üzerindeki görünüşü muhteşemdi.12 atın taşıdığı para ve hediyeler de getirmişti. Etrafında paşalar, subaylar ve sivil görevlilerden oluşan üst düzey memurlar bulunuyordu. Bursa’da dört gün kalmıştır. Bu süre içinde; okulları, fabrikaları ve kentin önemli yerlerini denetlemiştir. Türbeleri ve camileri gezmiştir. 2 Temmuz günü Mudanya’ya dönerek, geldiği vapurla bu kez Çanakkale’ye hareket etmiştir. Gelişi gibi uğurlanışı da muhteşem olmuştur. Kendisini yolcu etmeye gelen halkın üzerine paralar saçtığı söylenir.

Schneider adındaki yabancı bir yazar bu gezi ile ilgili olarak; Padişahın Bursa’ya geleceği duyulduktan sonra Gemlik ve Mudanya yollarının onarımdan geçirilerek yenilendiğini ve kent içindeki yolların da yeniden düzenlendiğini yazar. Çukurların kumla doldurulup, kasislerin düzleştirildiği belirtilir.

Abdülmecit, kendinden sonra padişah olan Abdülaziz ile anneleri ayrı kardeştir. Bundan sonra ardı ardına tahta çıkan; V. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve VI. Mehmet Vahdettin ise oğullarıdır.    

 

ABDÜLAZİZ’İN GEMLİK VE BURSA’YI ZİYARETİ

II. Mahmut’un Pertevniyal adlı Kafkas kökenli eşinden olan oğludur. Yani yukarıda da belirttiğimiz üzere, kendinden önceki padişah Abdülmecit’le ayrı kadınlardan olma kardeştirler. 9 Şubat 1830’da İstanbul’da doğmuş, 4 Haziran 1876’da yine İstanbul’da vefat etmiştir. Türbesi İstanbul’da Çemberlitaş Semti’ndedir. 25 Haziran 1861 ile 30 Mayıs 1876 tarihleri arasında saltanat sürmüştür. Tombul, ablak yüzlü, çember sakallı olarak tanınır.

Taht’a çıktıktan sonra ilk yurt gezilerini İzmit ve Bursa’ya yapmıştır. Kendisinin bu Bursa Seyahati anısı için, özel olarak altın ve gümüş paralar darp ettirilmiştir. Bindiği vapur İzmit’ten sonra Mudanya açıklarından geçerek Gemlik iskelesine yanaşmış ve buradan karaya çıkılmıştır. 18 Nisan 1862 Cuma günü Gemlik yönünden Bursa’ya girmiştir. Önce; ‘Atıcılar Semti’nde kurulan ‘Otağı Hümayun’da ağırlanmıştır. Burada kendisine; o yıllarda yeni yeni kullanılmaya başlanan pullukla bir ‘toprak sürme’ gösterisi sunulmuştur. Daha sonra şehzadelerle birlikte at üstünde şehre girmiştir. Halk ve ‘Aziziye’ denilen kırmızı fes giymiş talebeler karşılamıştır kendisini. Önce alay halinde Ulu Cami’ye gidilmiş ve burada küçük bir tören düzenlenmiştir. Caminin avlusu ve içi gezilip incelenmiştir. Ardından yaya olarak İnebey Mahallesi’ndeki ‘Tahir Ağa Köşkü’ne geçilmiştir. Bir süre bu köşkte ağırlanan Abdülaziz, oradan Ağabeyi Abdülmecit için 19 gün gibi çok kısa bir sürede yapılmış olan Uludağ eteklerindeki ‘Hünkâr Köşkü’ne (Kasr-ı Hümayun) götürülmüştür. Bir ara köşkün kuzeyindeki düzlükte toplanan Bursalıları ‘temennaya’ (selamlama) çıkmıştır. (Temenyeri adı buradan geliyor.) Bu seyahat sırasında padişahı karşılamaya katılan talebelere ikişer çeyrek, kalfa denilen hocalarına da birer ‘mecidiye’ bahşiş verilmiştir.

Bu geziden asıl amacı; 1855 depreminde zarar gören Bursa’daki ata yadigârı eserleri görüp incelemek ve tamiratlarını yaptırmaktı. Bu konuda araştırmalar yapıp, ilgililere gereği için emirler vermiştir. Kenti gezip atalarının türbelerini de ziyaret etmiştir. Osman Gazi’nin sandukasına ‘Murassa Nişan-ı Osmani’madalyası takmıştır. (Şimdi bu madalya / nişan Topkapı Sarayı Müzesi’ndedir.) Tutsak olarak öldüğüne kahrederek, ‘Yıldırım Bayezit Külliyesi’ni ve türbesini onarım programına almadığı söylenir.

Abdülaziz’in Bursa’da olduğu günlerde bol nisan yağışları olmuştur. Halk; bu durumu O’nun uğurlu oluşuna bağlamıştır. Bereket getirdiğine inanılmıştır!.

Abülaziz bir gece Bursa’da kaldıktan sonra, 19 Nisan’da Gemlik’e geçti. Bir gece de burada kaldı. 20 Nisan’da vapurla Çanakkale taraflarına gitmek üzere buradan ayrıldı. Tekfurdağı’na (Tekirdağ) da uğrayarak İstanbul’a dönmüştür.

Bu seyahatin ardından; Ahmet Vefik Paşa müfettiş göreviyle Bursa’ya gönderiliyor. (Daha sonra vali oluyor.) Depremden zarar gören binalar onarılıyor ve yeni bayındırlık hizmetleri gerçekleştiriliyor.

Kendisi aynı zamanda, savaşlar dışında yurt dışına ilk çıkan padişahtır. Mısır ve bazı Avrupa ülkelerine de gitmiştir. III. Napolyon’un ve İngiltere Kraliçesi Viktorya’nın davetleri üzerine 1867 yılında Avrupa seyahatine çıkmıştır. Bu seyahatleri sırasında yanında aydın ve bilgili bir şeyhülislâm olan Hasan Hayrullah Efendi de bulunurdu.

Ağabeyi Abdülmecit zamanında ilân edilen 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat fermanı ile başlayan Batı’ya açılma politikası, sosyal ve kültürel yaşamda da köklü değişiklikler yaratmıştır. Kendi döneminde, ‘Aziziye’ denilen bir giyim – kuşam modası doğmuştur.

Sık sık saraydan çıkarak halkın arasına girer, eğlencelere katılır, kahvehanelerde otururdu. Hayal ve Orta Oyunu, O’nun zamanında gelişme göstermiştir. Köçek oynayıp Karagöz seyretmesi ve horoz dövüşüne olan merakı yakınındakiler tarafından yadırganmıştır. Alafranga adetlere pek fazla ilgi duymamıştır.  

Abdülaziz bir Mevlevi idi. Ney üflemesini, lavata çalmasını iyi bilirdi. Yazısı ve imlası çok düzgündü. Resim de yapardı. Hicaz, sirto, şevkefza ve muhayyer makamlarında şarkılar bestelemiştir.

Güreşe de merakı vardı. Güreşçileri desteklerdi. Bu nedenle kendisi de bir pehlivan olarak bilinirdi! Bundan dolayı O’nun için; ‘Bir oturuşta bir kuzuyu götürürdü’ denmiştir.

15 yıllık saltanatı süresince, ülke içinde pek çok siyasal ve ekonomik buhranlar yaşanmıştır.

Ölümü şaibelidir. Bir görüşe göre; odasına kapanıp bileklerini keserek intihar etmiştir. Diğer bir görüşe göre ise; Mithat Paşa ve adamları tarafından öldürülmüştür. Yerine V. Murat geçmiştir. Ancak psikolojik rahatsızlığı nedeniyle 3 ay sonra görevden uzaklaştırılmıştır. Bundan sonra da II. Abdülhamit taht’a çıkmıştır. Amcazadesi Abdülaziz’i öldürttüğü gerekçesi ile Mithat Paşa’yı yargılattırıp sonra da Arabistan’daki Taif zindanına sürgün eden II. Abdülhamit’tir.

NOT: Abdülaziz’in; bu gezisi sırasında bindiği gemiyle Mudanya açıklarından geçerek, Gemlik iskelesinde karaya çıkıp, oradan Bursa’ya gittiği ifade edilir. Bursa’da bir süre ‘Tahir Ağa Köşkü’nde kalmıştır. Bu husus; ‘Mudanya’da da ‘Tahir Paşa Konağı’ bulunduğundan dolayı, insanların kafasında; Abdülaziz’in Mudanya’ya da uğrayıp, adı geçen konakta kaldığı düşüncesinin doğmasına neden olmuştur.

SULTAN MEHMET REŞAT’IN MUDANYA ve BURSA’YA GELİŞİ

Mehmet Reşat; 18 oğlu ve 24 kızı olan Abdülmecit’in yaş sırasına göre üçüncü sıradaki oğludur. Padişahlık taht’ına oturan dört oğlundan da üçüncüsüdür. Annesi Gülcemal Kadınefendi adlı Çerkez bir cariyedir. V. Mehmet adıyla da bilinir. Adına bastırılan altın liralar halen kullanılmaktadır.

Kendisinin Bursa’ya yapacağı gezinin hazırlıkları aylar öncesinden başlamıştır. Bu işi organize etmek için, Padişah’ın kendisine çok güvendiği Resneli Niyazi Bey adlı bir Osmanlı zabiti görevlendirilmiştir. Bunun o zamanki rütbesi ‘kolağası’ (önyüzbaşı) idi.

Ahmet Niyazi Bey, aslen Manastır yakınlarındaki Resne kasabasındandır. Bunun için memleketinin adıyla anılır. II. Abdülhamit zamanında isyan ederek, Meşrutiyet’in ilân edilmesi için askerleri ile birlikte Manastır yakınlarındaki dağa çıkmıştır. Ardından Enver Paşa da destek için bu isyana katılmıştır. İttihatçılar; 23 Temmuz 1908’de Selânik ‘Hükümet Konağı’nı bastılar. Abdülhamit aynı gün Meşrutiyet’i ilân etmek zorunda kaldı. Niyazi Bey, bu olayda önemli bir rol oynamıştır. Bu hareketinden dolayı ‘Hürriyet Kahramanı’ unvanını almıştır. Abdülhamit; o tarihten birkaç ay sonra ‘Meclis-i Mebusan’ı açmak zorunda kaldı.

Niyazi Bey aynı zamanda Selânik’teki önemli ‘İttihatçılardan’ biriydi. 31 Mart (13 Nisan 1909) Gerici Ayaklanması’nda; isyanı bastırmak için Selânik’ten İstanbul’a gelen Mahmut Şevket Paşa kumandanlığındaki ‘Hareket Ordusu’ içinde yer almıştır. Bu isyanda önemli görevler ifa eden değerli bir askerdir. (M. Kemal de bu ordunun kurmay başkanı idi.) 31 Mart Olayı’ndan kısa bir süre sonra Abdülhamit taht’tan indirildi ve Selânik’e sürgün edildi. V. Mehmet Reşat padişah oldu.

Niyazi Bey, 8 Haziran 1909 günü, Mudanya’dan trenle Bursa’ya gelmiştir. Halk ve talebeler kendisini coşkuyla karşılamıştır. Sanat Mektebi mızıkası ‘Meşrutiyet Marşı’nı çalmıştır. Rütbesi küçük olmasına rağmen, Tümen Kumandanı Paşa, Bursa Valisi Azmi Bey ve Bursa’nın tekmil subayları kendisini istasyonda karşılamışlardır. Belediye Reisi; Bursa halkı adına kendisine ‘Hoş geldiniz’ demiştir. Bursa’da altı gün kalarak yapılacak ziyaretin hazırlıklarını denetlemiştir.  

Hazırlıkların ardından, II. Meşrutiyet’in yıldönümü olan 23 Temmuz 1909 tarihinde; Bursa’da padişah koruması altında, şimdiki ‘Büyükşehir Belediyesi’nin alt tarafındaki ağaçlık yerde ‘Mahsulât ve Mamulât Sergisi’ düzenlendi. Sergi; o zamanki ‘Orman ve Maâdin Nazırı’ Aristidi tarafından açıldı. Sergiye katılan firmalara ve derece alan ürünlerin sahiplerine altın ve gümüş madalyalar verildi. Madalyanın ön yüzünde Ulu Cami profili, bunun altında 1327 rakamı ve arkasında da ‘Bursa Sergisi’ yazısı bulunuyordu. Bursa’da açılan ilk uluslar arası sergi budur. Sultan Mehmet Reşat; Bursa’da açılmış olan bu ‘Mahsulât ve Mâmulât Sergisi’ni ziyaret maksadıyla kalabalık maiyeti ile birlikte, 4 Eylül 1909 günü; beraberinde Veliaht Yusuf İzzettin Efendi, şehzadeler Mehmet Vahdettin, Ziyaettin ve Ömer Hilmi Efendi, ile Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa olduğu halde Ertuğrul yatıyla İstanbul’dan Mudanya’ya gelmiştir. Mudanya’da özel bir törenle karşılandı. Mudanya – Bursa trenine eklenen saltanat vagonuyla seyahat etmiştir. Halk kendilerini ‘Yahudilik İstasyonu’nda coşkuyla karşılamıştır. Sergi komisyonundaki Azmi Bey, üzerinde; ‘Hatıra-yı teşrif-i Hümâyun, 18 Şaban 1327 (4 Eylül 1909) yazan altından yapılmış sergi madalyasını padişaha takdim etti. Sergiyi gezen Mehmet Reşat, memnuniyetini dile getirmiştir. Sonrasında Altıparmak’taki ‘Madame Brotte Oteli’nde ağırlanmıştır. Yeşil’de kurulan ‘otağ çadırında’ Bursa’nın önde gelen şahsiyetleri ile tanışmıştır. Bu arada bazı camileri ve türbeleri de ziyaret ederek, aynı gün saltanat vagonu ile Mudanya’ya dönmüş ve buradan da İstanbul’a uğurlanmıştır.

V. Mehmet Reşat; 5 Haziran 1911 tarihinde Selânik, Manastır, Üsküp ve Priştine’yi (Kosova) kapsayan bir Rumeli gezisine de çıkmış, Balkanların o zamanki durumunu yerinde görüp incelemiştir. 26 Haziran’da dönmüştür.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

‘Bu Mülkün Sultanları’, Necdet Sakaoğlu,

Oğlak Bilimsel Kitaplar – İstanbul

Çeşitli tarih kitapları

Yeşil Bursa Dergisi / Sayı 7

İlgili Haberler
left
right
 
1 Ocak 2015 Perşembe 16:42
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık