Ana Sayfa » TURİZM » Büyüleyici tezatlar ülkesi: FAS

Büyüleyici tezatlar ülkesi: FAS

Büyülü ülke Fas, yani Morocco turist dolu. Çinliler’den tutun Avrupalılar, özellikle de yakın olması nedeniyle İspanya ve Fransa’dan gelenler çok. Üç şehrini gezdik; başkent Rabat, Atlas Okyanusu kıyısındaki Kazablanka ve kızıl şehir Marakeş.

 
 
Büyüleyici tezatlar ülkesi: FAS

Bursa Girişimci İş Adamları Derneği’nin organizasyonuyla, 13 Şubat 2014 günü Bursa Yenişehir Havaalanı’ndan Fas Kazablanka’ya özel uçakla uçtuk. 5 saatte bu ülkeye ulaştık. Fas ile aramızda 2 saat fark var. Bizden 2 saat gerideler.

Tüm dünya buraya Morocco ya da Maroc derken, biz Fas diye adlandırmışız.

Üç şehrini gezdik; başkent Rabat, Atlas Okyanusu kıyısındaki Kazablanka ve kızıl şehir Marakeş. Dilleri Arapça. Ancak resmi yazışmalar ve eğitim dili Fransızca. Ayrıca bir de yerel dil Berberice konuşuluyor. Oldukça karmaşık bir dil yapısı var anlayacağınız. Kültür olarak Fransa’nın ağırlığı hissediliyor.

Büyülü ülke Fas, yani Morocco turist dolu. Çinliler’den tutun, Avrupalılar, özellikle de yakın olması nedeniyle İspanya ve Fransa’dan turistler çok.

Türk Hava Yolları ve Fas Hava Yolları uçaklarının dolu gidip dolu geldiğini öğreniyoruz. Haftada 18 sefer var Türkiye-Fas arasında. Son yıllarda turizm ve ticaret hareketliliği artmış.

Ülkenin yönetim şekline bakıldığında; kral da, başbakan da, parlamento da var. Ama son sözü kral söylüyor, yani kralın dediği oluyor. Gelenek olarak, kral ölmeden yerine geçecek oğlunun evlenmesi yasak. Kral Hasan ölünce, yerine genç oğlu 6. Muhammed geçmiş. İnsanlar bu genç kralı seviyor.

Bilindiği gibi, Osmanlı Kuzey Afrika bölgesinde Tunus’a kadar fetihte bulunmuş, İspanyolları çevrelemiş, sıranın kendisine geldiğini anlayan Fas ise kendiliğinden anlaşma yolunu seçmiş. Toprakları katılmasa da, Osmanlı’ya vergi ödemişler uzun yıllar. Gezdiğimiz hiçbir yerde hiç Osmanlı eseri, izi bulunmaması bu yüzden. Faslılar Osmanlı’ya hayran.

Son günlerde Haremi Sultan adıyla ülkede yayınlanan Muhteşem Yüzyıl dizisini büyük beğeniyle izliyorlar. Bize bile birçok yerde Hürrem Sultan’ı soranlar oldu. Kadınlar ve kızlar sürekli Türk dizileri izliyorlar, Türk şehirlerini biliyorlar, Türkiye’ye gelmek istiyorlar. Türklere hayranlıkları da artmış bu vesileyle. Bu arada, bir diğer detay şu: Türk dizileri o denli yayılmış ki, olumsuz bir algı oluşturduğu gerekçesiyle camilerde hutbe olarak Türk dizilerinin izlenmemesi açıklanmış!

Ülkede hırsızlık, kapkaççılık gibi şeylerin çok yaşandığı anlatılıyor. Bu nedenle ekipteki yetkililerce dikkatli olmamız yönünde uyarıldık. Villa şeklindeki evlerin hemen hepsi yüksek duvarlarla çevrilip korumaya alınmış bu yüzden.

Ülkede üretim yok denecek kadar az. Turizm sektörü gelişmiş. Ancak bu da sorunlu, çünkü hizmet alanında eksiklikler var. Buna rağmen bile ülkenin bozulmamış doğallığı bol turist çekiyor. Hava koşullarının da uygun olması nedeniyle yılın 12 ayı ziyaretçi sayısı hiç azalmıyor.

Ülkenin en önemli yemeği kuskus pilavı ve tajin, yani güveçte sebzelerle pişirilmiş dana eti. Konaklama ve yemek fiyatlarına gelince; uygun gibi görünse de Avrupa ülkelerinden pahalı.

Kadınların renkli giysileri ve herkesin Fransızca konuşması dikkat çekici. Bu ülkeyi İspanyollar, İngilizler, Portekizliler ve özellikle Fransızlar resmen sömürmüşler, bağımsızlıklarını Fransızlar’dan 1956 yılında geri alabilmişler.

Kuzey Afrika’nın en batısında, İspanya ve Cebelitarık Boğazı’nın hemen güneyindeki 33 milyon nüfuslu, tarihi ve doğal birçok güzelliğe sahip, doğu-batı sentezinde mistik bir havası olan bu ülke, kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Bizden vize istememesi de büyük bir avantaj.

*****************

RABAT ülkenin başkenti. Fas’ın diğer kentleri gibi, tropikal meyveleriyle ünlü. Bizim Ankara’ya benziyor, sakin bir memur şehri görünümünde. Genelde tek katlı evler var. Burada kralın mezarına, el zanaatlarının satıldığı eski çarşıya ve kaleye gittik. Rabat’a bir köprüyle bağlı Sale şehrini gördük. Burası dünyada birbirine en yakın iki şehirmiş. Rabat’ın mutlaka görülmesi gereken tarihi yerleri arasında; Kral V. Muhammed’in Anıt Mezarı ve Hassan Kulesi var. Muhafızların koruduğu alan, hem V.Muhammed ve iki oğlunun yer aldığı lahitleri içeren Anıt Mezar’a ev sahipliği yapıyor, hem de eski hükümdarlardan Yakub El-Mansur tarafından inşaatı başlatılan ve fakat deprem, sel gibi çeşitli felaketler yüzünden tamamlanamayan Hasan Camii’nin minaresi ve kısa sütunlarına. Burası oldukça turist çekiyor.

*****************

KAZABLANKA’nın asıl ismi Daru’l-Beyda imiş. Yani, İspanyolca’da Beyaz Ev manasında. Evlerin, binaların renginden alıyor adını. Fas’ın tüm kentleri gibi iki ayrı şehir görünümünde. Biri, surlar içinde yer alan ve ‘Medina’ denen eski kent. Labirenti andıran sokakları, eski yapıları, adım başı karşınıza çıkan dilencileri, çöp yığınlarıyla. Diğeri ise surların dışında kalan, ilkine kıyasla daha temiz sokakları, geniş caddeleri, lüks mağazaları, düzenli yapıları, okyanus manzaralı upuzun sahili, lüks restoranları, barları, gece yaşantısıyla.

7 milyon nüfuslu Kazablanka,Libya’dan Moritanya’ya kadar uzanan Magrep ülkeleri içinde en büyük şehir konumunda. Aynı zamanda Fas’ın ve bölgenin en önemli ticaret merkezi. Eski, yorgun, biraz da kirli görüntüsüyle İstanbul’un 20 yıl önceki haline benzettik.

Kazablanka’nın en önemli simgesi, okyanus doldurularak tam 12 yılda yapılan muaazam büyüklükte ve göz alıcı süslemeleriyle Hasan II Camii. Mekke ve Medine’den sonra dünyanın üçüncü büyük camisi. Minaresi tam 210 metre uzunluğunda. Aynı anda 120 bin kişinin namaz kılabildiği alana sahip. Gerçekten büyüleyici. Devasa avlusunun da hınca hınç dolduğu ramazan ayında muhteşem bir tablo oluştuğu anlatılıyor. Neden okyanus doldurularak yapıldığına gelince, okyanus kıyısındaki araziler Yahudilere aitmiş, satın almak istenmiş ancak Yahudiler vermemiş, bunun üzerine kral da siz misiniz vermeyen, biz bir yolunu bulur yaparız diyerek, okyanusu doldurtarak devasa camiyi buraya kondurmuş.

Hasan II Camii’nin bulunduğu kordun boyu ve cadde, İstanbul Nişantaşı’nı andırıyor. Daha iç kısımlarda ise geleneksel kıyafetleriyle dolaşan yoksulların yaşadığı semtler var. Okyanus kıyısında içilen, nane ve yeşil çay karışımı Morocco çayı ferahlık veriyor.

*****************

MARAKEŞ ‘te bütün binalar, evler, kaldırımlar, hatta araçlar kızıl renkli. Marekeş’in anlamı; Kızıl Şehir. Burada çıkan kırmızı renkli bir toprak, şehrin bütününü etkisi altına almış, özellik katmış. Kentin genelinde görkemli binalar, ihtişamlı kapılar var. Fas sultanlığının ilk başkenti ve saltanat şehriymiş. UNESCO koruması altında olan çok eski ve ünlü Cema el-Fna meydanına geldiğimizde açıkçası biraz ürktük ama, aynı zamanda da büyülendik. Ambiyanstan yayılan albeni, hareketlilik, sesler, kokular, duygu bambaşka. Süslenerek sıra sıra dizilmiş faytonların biri gidiyor, biri geliyor, turistleri gezdiriyorlar. Meydanın boş olan alanında yılan ve maymun oynatanlar, hokkabazlar, sihirbazlar, sokak çalgıcıları, hikayeciler, şifacılar, kınacılar ne ararsanız var. Satıcılar size gelip bir şeyler satmaya çalışıyor. Türk olduğunuzu anlarlarsa sizi çok zengin sanıp daha da yapışıyorlar. Cebinizde bozuk dirhem bulundurun, çünkü en küçük bir şeyde bahşiş istiyorlar ve almadan ayrılmıyorlar. Binlerce insan bir arada. Yoğun kalabalık insanın başını döndürüyor. Alanın üç etrafında sıralanmış, Kapalı Çarşı’yı andıran eski çarşıdaki dükkanlarda yerel otantik el yapımı hediyelik eşyalar satılıyor. Uçları sivri işlemeli deri terlikler, çantalar, işlemeli rengarenk elbiseler, ahşap ve deriden yapılmış dekorasyon eşyaları, oyuncaklar. Çanak, çömlek, çaydanlık en revaçta hediyelikler. Fas menşeili, gençleştirici etkisi olan argan yağı da bolca satılmakta. Ayrıca taze tropikal meyvelerin her çeşidi. Salyangoz, binbir çeşit baharat, çerez, hurma çeşitleri. Akşamları dans ve akrobasi gösterileri, seyyar lokantalardan yükselen dumanlar, her yer ışıl ışıl tam bir film setini andırıyor. Meydan yapanlar ya da yeni meydan planlayanlar gidip burayı mutlaka görmeli ve örnek almalı. Marakeş, egzotik ile modernin müthiş ahengini sunuyor. Surların dışına çıktığınızda ortam hemen değişiyor ve sizi son derece modern bir batı şehri karşılıyor.

Marakeş’in simgesi haline gelen en önemli yapı, 12. yüzyılda yapılan Kutubbiye Camii. Burası 17 koridor, 112 kolondan oluşan dev mekan. 67 metre yüksekliğinde kare tarzı minaresi her yerden görülüyor. Her vakit ezanı burada kaçıranlar düşünülerek ikişer kez okunuyor.

Chez Ali’deyiz…

Fas’tan ayrılmadan önce bu ülkedeki son durağımız, Marakeş’te Chez Ali adlı bir mekan oldu. Burası bir sahranın ortasında yer alıyor. Otantik mimarideki bir binanın iki yanında bedevi çadırlarının restoran biçiminde modernize edilmiş hali ve alanın orta kısmında büyük bir gösteri yeri bulunuyor. Kapıda sizi atlılar karşılıyor. İçeride yerel kıyafetli gruplar dans edip şarkı söylüyorlar. Hepsi güler yüzlü ve sıcak. Atlılar tüfekli gösteri yapıyor. Geleneksel özellikler, görsel bir şov niteliğinde hazırlanmış. Farklı havasıyla turistik bir mekan.

Yeşil Bursa Dergisi / Sayı 6

 

 
 
1 Ocak 2015 Perşembe 16:35
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık