Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » "Güzel gözler menekşe, yüce dağlar mor olur"

"Güzel gözler menekşe, yüce dağlar mor olur"

1970 yılında Tokat İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yaptığım zamanlardı.Tokat’ın çevresinde de; Bursa’nın Uludağ’ı gibi Topçam dağları vardır. Bir bahar günüydü, okula giderken Topçam dağları eteklerine bir morluk çökmüş, öyle güzel bir morluk ki.. O görüntüden esinlenerek, okula gidene kadar bu dörtlüğü yazdım.

 
 

Röportaj: Cafer AK

1938 yılında; İçel ilinin Tarsus ilçesine bağlı Çiçekli köyünde doğan Ömer Çalışır, emekli bir Türkçe öğretmenidir. Evli, iki çocuk babası, örnek bir aile reisidir. Kendisi ile 36 yıl önce Bursa Eğitim Enstitüsü’nde birlikte çalıştık. Yıl 1978. Dostluğumuz o yıllarda kuruldu. Bu süreç içinde hiç ara vermeden arkadaşlığımız devam etti. Başarılı bir öğretmenlik kariyeri yanında şairlik yönü de vardır. Siz değerli okurlarımız için; kendisiyle ilgi çekici yaşamı ve şiirleri ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik. 2013 yılında basılmış; içeriğinde şimdiye kadar yazdığı büyüleyici güzellikte, gizem dolu sözcükler, armoni, sevda ve aşk yüklü dizelerden oluşan bir şiir kitabı vardır.

Ilık ve güzel bir şubat gününde bizi, Ahmetpaşa Mahallesi’ndeki evinde eşi ile birlikte gülen yüzüyle kapıda karşıladı. Hal hatır sormalardan ve kahvemizi içtikten sonra söyleşimize geçtik. Sözü kendisine bıraktık. “Söz sizin Ömer Bey” deyince anlatmaya koyuldu.

            -Bana şairsin diyorlar ancak şairlik çok büyük bir iddia. Birçok romanları, öyküleri olan ve burada kulaklarını çınlatacağım Bursalı yazar dostum Nadir Gezer bana: “Sen şairsin” diyor ama ben kendimi ‘şarkı sözü’ yazarı olarak görüyorum.

            “İki kere iki dört, elde var Ayten.

            Gökte bulut, yağan yağmur Ayten.”

            Ben bu dizeleri yazan gibi bir şair değilim. Nadir Bey, yine aynı şeyi tekrarladığında; O’na bir şiirle şöyle bir yanıtım olmuştu.

            “Dostlar ‘şairsin’ diyorlar,

            Şairim, sazımda nağmeler var ama,

            Yahya Kemal kadar lirik değilim.

            Sevgiyle aşsam da yüce dağlar,

            Behçet Kemal kadar atik değilim.

            Kurumuş dallara sevda katsam da,

            Ahmet Haşim kadar ‘sembolik’ değilim.

            Bülbülü kıskanmam, gülü çok severim.

            Çünkü vefasız kalplere dost değilim.”

            Bu sözler üzerine Nadir Bey; “Bak bu da şiir olmuş” dedi. Şairlik iddiam yok. Yılda üç dört şiir yazarım. Bütün şiirlerim şarkı sözü formundadır. Ben kendimi daha çok, şarkı sözü yazarı olarak görüyorum.

            -Biraz da kendi özel yaşamınızdan bahseder misiniz?

            -İlkokulu; Tarsus’a bağlı, doğup büyüdüğüm Çiçekli köyünde okudum. Sonra Adana yakınlarındaki Düziçi İlköğretmen Okulu’na gittim. Burayı bitirdikten sonra, ‘Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’ne girdim. Burada çok güzel öğrencilik yılları yaşadım. Bursa’ya yerleşmeye o zamanlar karar vermiştim. Mezun olduktan sonra Trakya’da Türkçe öğretmenliğine başladım. 18 yıl değişik ilde öğretmen olarak çalıştıktan sonra, gelip Bursa’ya yerleştim. Çünkü ben bir Bursa aşığıyım. Bu sevgimi de yazdığım şiirlerde ortaya koyuyorum.

            GÖNÜL KENTİ BURSA

Gönül kenti Bursa, bana kendini anlatıyor..

Gül takmış ipek saçına, bahara sevda katıyor.

Sanki tutmuş ellerimi, yüzüme dostça bakıyor.

Gözleri; yosun yeşili bir kızı anımsatıyor!

                        Gökleri delice mavi, baktıkça şirinleşiyor.

                        Gülüp ağlarken Uludağ, Nilüfer güzelleşiyor.

                        Her semti bir doğa lûtfu… İnsan kendinden geçiyor.

                        Masallaşmış nice aşklar, burada güncelleşiyor.

Bu kentin bahar günlerinde, bakarsın bir akşamüstü,

Güneş; bulutla yıkanır, deniz ve martı misali.

Bir güvercin kanadında, gökyüzünü okşar gibi..

                        Tarihleşen zamanlar bu şehirde halâ sımsıcak,

Dokunsalar bir taşına, bütün mazi canlanacak.

                        Devrin o ihtişamını, gururla hatırlatacak.

                        İlahi bir sevda gibi, ruhlara hazla dolacak.

Dua katıp gözyaşına, dönerken Muradiye’den,

Gümüşlü Kubbe’ye baktım, hayli yorgun bir tepeden.

Fatihalar gönderip Yıldırım’a, Yeşil Türbe’den.

Emirsultan’la vedalaştım, gün akşama ermeden.

                        Vefalı bir diyardayım, içimde sevda coşuyor.

                        Mavi yeşille barışık, Bursa zamana koşuyor.

-Tarsus’un Çiçekli köyünde doğdunuz. Aileniz kalabalık mıydı?

-Tabii.. Ben dokuz kardeşimin en büyüğüyüm. Köyümüzde Osmanlı döneminden kalma büyük bir okul vardı. Toros dağları ile denizin arasında, düz bir ovada kurulu güzel bir köyümüz vardı. Yani anlayacağın ben gerçek bir Çukurovalıyım.

-Çukurova’dan birçok önemli yazarımız var. Sizce bunun nedenleri ne olabilir?

-Evet, dediğiniz gibi çok var. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Ümit Yaşar Çukurovalıdır. Sıcak iklimin insanları içli ve hisli olur. Soğuk iklimin insanları ise daha böyle durağan ama dayanıklıdırlar. Karadeniz insanları çok hareketlidir. Karadeniz’in dalgaları gibidirler. Aralarından çok futbolcu çıkmıştır. Çukurova insanı duygusaldır. Karacaoğlan da bu topraklardan çıkmıştır. Benim şiirlerim duygu üzerine lirik, kısmen de pastoral özellikte şiirlerdir. Yani uzun uzadıya düşünmeden, doğaçlama olarak söylenip yazılan şiirlerdir.

-Bilindiği üzere lirik şiir; aşk, ayrılık, özlem konularını işler daha çok. Bu özellikleri siz de görüyorum. Bu konuda ne dersiniz?

-Yılda ancak 5 – 6 şiir yazabiliyorum. Duygu ancak o kadar yoğunlaşıyor içimde. Örneğin:

Yürek dolusu bir sevgi, gönlümüzce bir aşk vardı.

Gökler yıldızla yanarken gözlerim seni arardı.

Sevginin baharı sendin, sen gittin güller sarardı.

İnsafı yokmuş zamanın, o yıllar mazide kaldı.

Bu duygular hiç zorlanmadın kendiliğinden yoğunlaşıp oluşuyor. Bazen şiirimi bir günde tamamlayamam. O duygu yoğunlaşıp sonuçlandıktan sonra rahatlarım.

Bunca yıl gelip geçti, kalbim halâ kanıyor.

Ne zaman ansam seni, hatıralar ağlıyor.

Umuttun, özleyiştin, heyecandın kalbimde.

Mahcuptu bakışların, yorgundu seni son gördüğümde.

İşte hep duygu selidir bu satırlar.

-Favori şairleriniz var mı? Hangi şairleri beğeniyorsunuz?

-Tek tek isim vermek yerine, özet bir yanıt vermek isterim. İnsanı; içinde bulunduğu ruh halinden başka bir ruh haline götüren, ruhunda güzellik duyguları, heyecanları uyandıran şiirler yazan tüm şairlerimizi beğeniyorum. Ayırım yapmak istemiyorum.

-Peki, bu kadar güzel şiirler yazmanızda öğretmenlerinizin rolü oldu mu ya da sizi teşvik eden unutamadığınız bir öğretmeniniz var mı?

Benim Mersin’in Aslan köyünden bir öğretmenim vardı. 4. ya da 5. sınıfta iken, ‘bir okul gazetesi çıkaralım’ dedi. Öğrenci arkadaşlarımdan pek yanaşan olmadı. Ben bir karton parçası buldum. Üzerine bir şeyler yazıp öğretmene götürdüm. Yazdığım şiirin bir mısrasını tamamlayamamıştım. Kendisi bir eklenti yaptı. Öylece duvara astık. Bu ilgi beni yüreklendirdi. Şiirim beğenilmişti. Mutlu oldum.

-Sayın Ömer Çalışır, sizin güzel bir şiiriniz var. Hatta basılmış kitabınıza ad olan, ünlü bestecimiz Avni Anıl tarafından ‘curcuna usulü’ bestelenip, TRT Müzik Dairesi yayınlarında, repertuarında yer alan, internet sitelerinde tıkladığımız zaman güzel sesli şarkıcımız Dilek Şafak Çakar tarafından seslendirilen:

"Güzel gözler menekşe yüce dağlar mor olur.

Bir ilahi övgüsün senden kopmak zor olur.

Hasretinle tutuşan yanar yine kor olur.

Bir ilahi övgüsün senden kopmak zor olur."

Bu şiirinizin bestelenme öyküsünü anlatır mısınız?

-1970 yılında Tokat İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yaptığım zamanlardı.Tokat’ın çevresinde de; Bursa’nın Uludağ’ı gibi Topçam dağları vardır. Bir bahar günüydü, okula giderken Topçam dağları eteklerine bir morluk çökmüş, öyle güzel bir morluk ki.. O görüntüden esinlenerek, okula gidene kadar bu dörtlüğü yazdım. Niçin dörtlük yazdığımı da açıklayayım. Avni anıl bestelerini genelde dörtlükler üzerine yapardı. O sıralarda gazetede bir haber okumuştum. Avni Anıl’ın İzmir Radyosu’na müzik şefi olduğunu yazıyordu. Gazeteden aldığım adrese gönderdim dörtlüğü. On beş gün sonra Avni Bey’den bana yanıt geldi. “Gönderdiğin şiiri çok beğendim. Seninle sürekli yazışalım. Bazı şiirler gelir hemen bestelerim. Bazılarını da ötelerim. Kimilerini de çok sonraları bestelerim. Fakat senin bu şiirini çok beğendiğim için hemen besteledim. Teşekkür ediyorum” diyen satırlarla biten mektubunu aldım ve halensaklıyorum.

-Kendisiyle yüz yüze görüşmeniz oldu mu?

-Bursa’ya bir konsere geldiğinde görüşmemiz oldu. Hatta konserlerinden birinde kulisegittim; “Hocam siz beni tanımazsınız, ben Ömer Çalışır” diye kendimi takdim ettim. Sen; “Güzel Gözler Menekşe şiirinin şairisin” dedi. İltifatlarda bulundu. Eşi Mine Hanım’ı yanına çağırdı ve; beni övgüyle kendisiyle tanıştırdı. Sonra Dilek Şafak’la da tanıştırarak;”İşte okuduğun şarkının şairi Ömer Çalışır Bey” dedi. Arkasından beni onurlandırıcı sözler söyledi. İltifatlarda bulundu.

-Biraz da öğretmenliğinizden söz edelim. Tokat’ta çalışırken TÖB – DER başkanlığı yaptığınızı biliyoruz. Nasıldı o yıllar?

-Çok sıkıntılı günler yaşadık o zamanlar. İmam Hatip Lisesi’nde çalışıyordum. Anarşi olayları dur durak bilmiyor. Hemen her gün insanlarımız ölüyor. Okulda huzurum yoktu. Okul değiştirmek için dilekçeyle Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurdum. Müdür Mehmet Nazik Bey beni Vali’ye gönderdi. “Git nasılsa seni tanıyor. Sorununu ona anlat. Sanıyorum yardımcı olur” dedi. O yıllardaki Tokat Valisi de sonradan Bursa Valisi olan Zekai Gümüşdiş. Kendisi beni dinledi ve “hay hay” dedi. Olur dedi yani. Dilekçemi verdim aylar geçti, bir türlü tayinim yapılmadı. Milli Eğitim Müdürü’ne gidip, yapılmamasının nedenini sorduğumda; “ Sen valinin yanından ayrılıp merdivenlerden inerken bana telefon açtı. “Ömer Çalışır’ın tayinini sakın yapmayın” demiş. Vali konağı ile İmam Hatip Lisesi karşı karşıyaydı. Valimizi her zaman saygıyla selamlıyorduk amma velâkin karşılığını alamadık.

-O dönemdeki iktidarın öğretmenlere karşı tavrı nasıldı?

-Çok fazla baskılar yaşadık. Gün geldi, İmam Hatip’teki meslek hocaları bizlere selam bile vermediler. Böyle şeyler, böyle günler yaşadık.

-1978 yılından itibaren birkaç yıl Bursa Eğitim Enstitüsü’nde çalıştığınızı biliyoruz. O günlerde başınızdan geçen önemli olaylar mutlaka olmuştur. Türkiye o yıllarda yangın yeri gibiydi. Gençler sağ ve sol gruplara ayrılıp birbirini acımasızca öldürüyorlardı. Böyle şeyler yaşadınız mı? Bunlardan bahseder misiniz?

-70’li yıllar Türkiye’nin kayıp yıllarıydı. Çok acılar yaşadık toplum olarak. Okulumuzun müdür yardımcılarını ve bölüm şeflerini taşıyan okul minibüsüne, güvenliğimiz için polisler eşlik ederdi. Bir gün yine araçla okulun önüne geldiğimizde silahlı çatışmanın içinde bulduk kendimizi. İnsan olarak korku ve endişe duymamak olası değil. Ancak bir şey olmadan atlattık saldırıyı. Çok kötü ve karışık dönemdi o yıllar, o günler. Birtakım görünmez eller ülkemizin gençleri ile çok fena oynuyorlardı. Gençleri birbirine kırdırıyorlardı. Bizler okulda; öğrencilerimizin eğitim ve öğretimleri için gereken özeni gösterirken, bir yandan da onların can güvenliğini sağlamaya çalışıyorduk! Bizler kalem kitapla uğraşırken, öğrencilerin içinde silahlı gruplar vardı. Yani ünlü öykü kahramanı ‘Don Kişot’ gibi bir rolün içindeydik. Adeta görünmeyen bir düşmanla mücadele ediyor gibiydik!.

-O günlerle bugünleri kıyaslayacak olursak bir gelişme görüyor musunuz toplumda?

-O günün gençleri bir arayış içindeydi. Zaman zaman silahlı çatışmalar oluyor, hatta ölümler bile yaşanıyordu. Şimdi demokratik ve Anayasal haklarını silah kullanmadan aramalarına karşın, hak arayan gençlere daha acımasızca davranılıyor. Darplar ve yüzlerine gözlerine gaz sıkmalar oluyor. Son zamanlarda yine gençler ölüyor. Bu gidiş hayra alamet değil. Kötü günlerden geçiyoruz!.Dolayısıyla hiçbir ilerleme görmediğim gibi daha da geriye gittiğimizi söyleyebilirim. Özellikle laiklik konusunda verilen ödünlerden dolayı gençlik bir arayış içine girdi. Gösterileri ve protestoları baskı ile şiddetle önlenmeye çalışılıyor.

-Eşiniz Gülsen Hanım yazdığınız şiirlerin neresinde bulunuyor? Bu konuda sizi etkiliyor mu?

-Bir ‘Anneler Günü’ idi. Hediye olarak O’na bir şiir yazdım.

Sen bir sevdalı özleyiş, bir bitmeyen heyecansın.

Bülbülün bir gonca güle gönül verdiği zamansın.

Gördüğüm bin bir rüyada tüm sevgilere nişansın.

Çünkü sen tavrınla güzel, özlem dolu ilk sevdamsın.

                                   Bir akşam görmesem seni, her anım mutsuzlaşır.

                                   Gözlerin gökyüzü gibi, ufkumda yıldızlaşır.

                                   Sensizliği anlatmak zor.. Kalbim sevginle yaşıyor.

Velhasıl senin bu sevdan, beni yıllardır taşıyor.

            Bu şiirimde nasıl etkilediği ortada. Her şey besbelli. Daha ne diyeyim?

-Şiir kitabınızı nasıl hazırladınız? Yenisi de olacak mı?

Benim eczacı bir kızım, iktisatçı bir oğlum var. Bunlar bana ‘Babalar Günü’nde hep hediye alırlar. Bir süre önce artık bana hediye mediye getirmeyin, istemiyorum. Alacaksanız bile öyle pahalı şeyler olmasın, bir çift çorap bile yeter. Yalnız beyaz olmasın, dedim. Bursa dışında olduğum bir zaman dilimi içinde, çocuklarım benim şiirlerimi yazdığım defteri buluyorlar ve bunu düzenleyip ‘Babalar Günü Anısı’na bastırıyorlar ve ‘Babalar Günü’nde sürpriz olarak bana sundular. Şaşırdım bir anda ama çok mutlu oldum. Onlara burada bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu ilk kitabımda bazı şiirlerim ve sonradan yazdıklarım yer almadı. Hazır olunca ikinci şiir kitabımı bastırmak istiyorum.

-Duygu yüklü bir insansınız, güzel şiirler yazıyorsunuz. Yaşamınızda şiirlerinizden başka önemsediğiniz neler var?

Ben aile yaşamına çok önem veririm. Aile mutluluğundan daha önemli bir şey yoktur. Mutlu bir yuvam var. Bir evde iki ot yaşıyorsa kavga gürültü duyulmaz. İki insan yaşıyorsa tartışma olur. Biz eşimle ülke sorunlarını ve toplumsal olayları hep tartışmışızdır ancak kavgamız hiç olmadı. Mutlu bir evlilik hayatı yaşadığımı söylemeliyim. Bunu eşimin anlayışlı olmasına bağlıyorum. Eşim toplumsal olaylarla her zaman ilgili olmuştur. CHP’nin aktif üyeleri arasındadır. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’le kuzen çocuklarıdır. Savaşçı özelliğini ailesinden aldığını sanıyorum. Onun bu özelliği ailemize önemli kazanımlar sağlamıştır.

-Söyleşimizin sonuna geldik. Her konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaştınız. Teşekkür ediyoruz.

 
29 Aralık 2014 Pazartesi 20:23
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık