Ana Sayfa » KÖYLER » Mudanya'nın köyleri - 6

Mudanya'nın köyleri - 6

Araştırmacı Yazar Hüseyin Genç'in Mudanya'nın köylerini tanıtan kitap çalışmasından, yeni bir bölüm daha sunuyoruz sizlere bu hafta. İşte, birbirinden güzel Kaymakoba, Kumyaka, Küçükyenice, Mesudiye, Mirzaoba, Mürsel'in özellikleri:

 
 
Mudanya'nın köyleri - 6
 

 

Yazan: Hüseyin GENÇ

 

KAYMAKOBA

 

Mudanya – Tirilye karayolu üzerinden ulaşılır. İlçe merkezinin 18 km. batısındadır. Bir dönem, nahiye (bucak) olan Tirilye’ye bağlı kalmıştır. Mirzaoba ve Çınarlı köyleri yönlerinden de ulaşmak mümkündür. Üç tarafı dağlık tepeliktir. Güneyine doğru gittikçe alçalan meyilli bir arazi uzanır. Aşağıdaki çukurda küçük bir sulama göleti bulunuyor. Kuzeyinde yüksekçe bir tepe yer almaktadır. Barabeli Boğazı’nda eskiden Hıristiyanlarca kutsal sayılan ‘Ayazma’ denilen bir su kaynağı vardır. Bu suyun; içildiğinde iç organlara, çökelen çamurunun da tene sürüldüğünde deri hastalıklarına iyi geldiği bilinir. Köy yakınından ‘Karadere’ adlı küçük bir akarsu geçmektedir.

Eski bir Osmanlı Yörük köyüdür. Kayı Boyu’nun Karakeçili Aşireti mensuplarınca kurulmuştur. Kurucusunun Kaymak adında bir kadın olduğu yıllardır söylenegelmiştir. Bununla beraber kurucu olarak Kayı / Kaya adı da geçmektedir.

XIX. yy. Osmanlı kayıtlarında 'Hüdavendigâr (Bursa) Sancağı'nın Kite (Ürünlü) ve Mudanya kazalarına bağlı Yörükan Taifesi içinde Kaymak Obası adıyla geçer. Kaymak, bu Yörüklerin beyinin adıdır.

Anlatılanlara bakılırsa; Mirza, Kaymak (Kayı / Kaya) ve Murat adlarında 3 kardeş oba reisi, Prusa’nın (Bursa) 1314 ile 1326 yılları arasındaki kuşatılma yıllarında, Prusa’ya Bizans yardımlarını engellemek için uç bölgelere karakol olarak görev yapmak üzere yerleştirilirler. Kaymak da maiyetiyle birlikte buraya yerleşmiş ve sonrasında bu köyü kurmuştur. Köyün eski vakıf kayıtlarında adına rastlanır. II. Bayezit’in torunu Fatma Sultan’ın köy sınırları içinde vakıf tarlaları vardı.

Şimdiki caminin yerinde eskiden İbrahim Çelebi adına yapılmış bir cami bulunuyordu. Yıkıldığı için yenisi yapılmıştır. Köy içinde tarihi bir çeşme de var.

El işi yazma ve oyaları ünlüdür.

Hicri 1325 (M. 1907) Osmanlı Salnamesi’nde yer alan bilgilere göre o zamanlar 41 hanedir. Bu yaklaşık olarak 200 nüfus demektir.

1927 yılında 352, 1955’de 392, 1990’da 444 nüfusa sahipti. 2014 yılı nüfusu da 371’dir. 2015’te 362’ye inmiş, 2016’da bir önceki yıla göre 2 kişi artarak 364 olmuştur. 2017'deki nüfusu 350'ye, 2018'de ise 344'e inmiştir.

Zeytincilik, meyvecilik, sebzecilik ve hayvancılık en önemli geçim kaynakları arasındadır.

 

 

 

KUMYAKA

Eski bir Rum köyüdür. Adının ilk olarak geç Antik dönemde, incir anlamı taşıyan ‘Sykiy’ (Skiyli) sözcüğünden türediği söyleniyor. Bu ad ‘sessizlik / sakinlik’ anlamlarına da gelmektedir. Luwi dilinde bu sözcük ada ve yarımada anlamı taşırdı. Bizans döneminde adı ‘Siguiona’ şeklinde idi. Zamanla ‘Siği’ halini almıştır. 1960’ta ‘Kumyaka’ diye değiştirilmiştir. Geçmişte burada Rumlarla birlikte 16 hane de yerli Türk yaşıyordu.

Şirin evleri, taş döşeli sokakları, köy meydanındaki çınarı, denizi ve tarihi kilisesi ile büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Tarihi evleri, villaları, çınarı, zeytinyağı imalathanesi ve Hıristiyanlarca hac yeri kabul edilen kilisesi görülmeye değerdir.

Ulaşımı kolaydır. Tirilye – Bursa arasında çalışın minibüsler yarım saatte bir buradan geçmektedirler. Mudanya’ya 6, Bursa’ya 35 km. mesafededir.

İlk kuruluş tarihi M. Ö.sine değin gider. Yazlıkçı konutlarıyla birlikte 200 hanelik köyde birçok tarihi eser vardır. Bunların arasında kilise, çeşme, hamamlar var. Taxiyarhon ve Ayvastranos adlarıyla adlarıyla anılan eski bir kilisesi bulunuyor. Buna 'Baş Melekler Kilisesi' de denmektedir. Anılan kilisenin uzunca bir kitabesi var. Bir yerinde şu güzel tümce yer almaktadır: ‘Allah diyor ki; eğer benim öğrencim olmak istiyorsanız, birbirinizi seviniz.’Kilisenin ilk yapılışının 780 – 797 yılları arasında olduğu bilirtiliyor. Ancak yıkılan kilisenin sonradan Bizans İmparatoru VI. Konstantin tarafından yeniden yaptırıldığı kayıtlara girmiştir.

Bunun ilginç bir yapılış öyküsü vardır. Kendisini denizde boğulmaktan kurtaran Siği halkına bir armağan olarak inşa ettirmiştir. Bitişiğinde Aziz Haralambos ve Aziz Nikolas adlarına yapılmış iki şapel bulunuyor. 1448’de onarımdan geçmiştir. Yanıbaşında bir de çeşmesi vardır. II. Mahmut Devri’nde tamir ettirilmiştir. Restore edilmek üzere günümüzde İstanbul Patrikhanesi tarafından satın alınmıştır.

Texier adındaki gezgin, 1833 yılında buraları ziyaret ettiğinde köyde; ‘Hagios Michael’ adlı bir kilisenin daha varlığından da söz eder.

200 – 300 yıl öncesine ait gömüt taşları muhafaza altına alınmıştır. Osmanlı döneminde Orhan Gazi’nin vakıf köyleri arasındadır.

XV. ve XVI. yy.lara ait kayıtlarda 104 hane olarak görülüyor. Hicri 1325 (M. 1907) yılı Osmanlı salnamesi’nde 386 haneye sahip olduğu belirlenmiştir. Köy içinde eski tip evlere de rastlanır. Villa tipi evlerin bahçelerindeki renk renk çiçekler ve narenciye ağaçları insanın ruhunu ferahlatır.

Hicri 1309’da (M.1893) II. Abdülhamit zamanında denizde boğulma tehlikesi geçirenleri kurtarmak için bir nizamname hazırlanmıştır. Can kurtaranlara gümüş madalya verilmesi kararlaştırılmıştır. Mudanya’dan 3, Siği’den 1 kişi bu madalyalardan kazanmıştır.

1895 yılında burada ipekböcekçiliği çok yaygındı. Önemli bir gelir kaynağıydı.

Köyün kapsama alanı 1990 yılında kentsel sit alanı ilân edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 'Mübadele' ile buraya Girit’in Kandiya kenti köy ve kasabalarından göçmenler gelmiştir. Daha sonra da Makedonya’nın Üsküp ile Kosova’nın Priştine kentlerinden göçler olmuştur. Bulgaristan’ın Deliorman yöresinden gelenler izlemiştir bunları.

Geçim kaynakları zeytincilik, siyah incir ve turizmdir.

Köyde faal bir kadın derneği var. Doğal gıdalar pazarlanıyor. Buraya özgü yemekler yapılıp gelen turistlere sunuluyor.

1927’deki nüfusu 545, 1955’te 512, 1997’de 948’dir. 2012’de ise 630’a düşmüştür. Bunun da 324 erkek, 306’sı da kadındır. 2014 yılı nüfusu 686’dır. 2015’te 663 olmuştur. 2016’da ise 652 olmuştur. 2017'de yeniden artışa geçen nüfusu 634'e yükselmiş ve 2018'de de 692 olmuştur.

2015 yılında, Mudanya Belediyesi tarafından; ‘Dünya barış amblemini su içinde en fazla katılımla gerçekleştirme rekor denemesi’ buranın sahilinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen başarı ‘rekor’ tescili yapılarak 'Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmeyi hak etmiştir. Bu vesileyle Mudanya ve Kumyaka’nın adı da tarihe geçmiştir.

 

 

 

KÜÇÜKYENİCE

Müslimyenicesi, Yenicemüslim, Yeniceköy ve Yenice gibi adlarla da anılmıştır. Köy Mudanya merkezine 18, Bursa’ya ise 25 km. mesafededir. Görükle’ye ise 7 – 8 km. kadardır. Kuzeyi tepelik, güneyi ise düzlüktür. Adı üzerinde küçük, şirin bir yerleşim yeridir. Evler dağınık yerleşme şeklinde konumlanmıştır. Fazla olmasa da halâ eski tip kâgir evler var. Okulu yıkılmıştır.

Eskiden burada bir çiftlik bulunuyormuş. Satılığa çıkınca çevredeki konar - göçer Yörükler ile Rumeli’den gelen göçmenler bir bölümünü satın alarak buraya temel atıp yerleşiyorlar.

Köyün ilk kurulduğu yer, güney tarafta yer alan Kuruçeşme denilen mevkiidir. Köy halkı manav ve eski göçmenlerden oluşuyor. Bununla birlikte Karadeniz Bölgesi’nden 4 ve Doğu Anadolu’dan da 1 hane gelip yerleşmiştir. Eski köklü yerli halk, yıllar önce Bilecik – Bozüyük taraflarından gelen Yörüklerdir.

Köyün kurulu bulunduğu yer doğal ve tarihi sit alanı olarak ilan edilmiştir.

İnsanları çalışkan. Köylülerin kendi aralarındaki dayanışması ve yardımlaşması son derece sağlam. Çevre temizliğine çok önem veriyorlar. Komşuluk ilişkileri gayet iyidir. Köyün genç muhtarı, başka yerlerden hiçbir yardım almadan yoksullara ve muhtaç yaşlılara özel bakım uyguluyor. Halkının konuksever olduğu ifade edilir. Yabancılara karşı saygılı ve hoş görülüdürler.

XX. yy. başlarında bu çevrede ‘Yüzbaşıoğlu’ lâkaplı biri yaşıyormuş. Bu şahıs, o yıllarda patlak veren ‘Kurtuluş Savaşı’ nedeniyle, Müslim Nine adlı eşini ve çocuklarını burada bırakıp cepheye gidiyor. İşgalci Yunan askerleri eşini ve çocuklarını taciz ediyorlar. Müslim Nine bunun üzerine iki çocuğunu da alarak, köyün şimdiki bulunduğu yere geliyor. Burada yaşamaya başlıyorlar. Kadının adından dolayı buraya ‘Müslimköy’ deniyor. Kocası bir daha buralara dönemiyor.

1915 - 1920 yılları arasında Bursalı ünlü gazinocu Mustafa Taylan’ın atası Arif Ağa bu çiftliği satın alıp yerleşiyor. Yıllar sonra da burayı satışa çıkarıyor. Değişik yerlerden gelen insanlar bu çiftlik arazisinden yer alarak, buraya yerleşiyorlar ve çoğalıyorlar. 1948 – 1950 yıllarında çiftliğin kalan kısmı ikinci kez satışa çıkarılıyor. Arazi el değiştiriyor. Köy, bu şekilde gelişip büyüyor.

Önceleri tahıl ekimi yapılırken, sonraları zeytincilik ön plana çıkıyor. Daha sonra da siyah incir yetiştiriciliğine ve bağcılığa yöneliyorlar. Meyvecilik ve sebzecilik şimdilerde de devam ettiriliyor. Sebze üretimi azdır. Ev önlerindeki bahçelerde çeşitli çiçekler yetiştiriliyor.

Büyük ve küçükbaş hayvancılık da yapılıyor. Bir aralar manda da bakılıyordu. Ancak bugün kalmamıştır.

Köy, 75 hane olup 2014 yılı nüfusu 198’dir. 2015 yılında 200 nüfusa ulaşmış ve 2016’da 4 kişi artarak 204’ü bulmuştur. 2017'de 206 ve 2018'de de 224 nüfusu bulmuştur.

 

 

 

 

MESUDİYE

Tepe üzerindeki uzaktan görünüşü çok güzeldir. Toplu bir yerleşimdir. Meydanı ve sokakları geniştir. Daha önceki adı ‘Ayazma’dır. Burada ‘Kuduz Ayazması’ denilen bir yer vardır. Eski adı buradan geliyor. 1960 yılında adı ‘Mesudiye’ olarak değiştirilmiştir. Köy asıl eski çekirdek bölüm ve sahil kesimi olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Mudanya’nın en uzak köylerinden biridir. İlçe merkezine 32 km. kadardır. Bir yamacın üzerindeki düzlükte kurulmuştur. Deniz üzerinden çok rüzgâr alır. Konumu ve manzarası güzeldir.

93 harbi denilen 1877 – 1878 Osmanlı Rus savaşı’ndan sonra Bulgaristan’ın Deliorman yöresindeki Eskicuma’ya (Tirgovişte) bağlı Osmanpazarı kazasının Yılancılar köyünden göçüp gelen göçmenler yerleşmiştir buraya.

Eski bir Rum köyü olduğu da söyleniyor. 1922’den önce Türkler ve Rumlar yıllarca yan yana yaşamışlardır. O yıldan sonra buradaki Rumlar Yunanistan’a göç etmişlerdir. Eski kilisesi yıkılıp ortadan kalkmıştır.

Köyün sağlık ocağı var ama sağlık memuru, ebesi yok.

Öğrenciler taşımalı olarak Esence’deki okula gidiyorlar. Okur - yazar oranı yüksektir.

Zeytin, soğan, gündöndü, buğday, hayvancılık (çok az) önemli geçim kaynakları arasındadır. Son yıllarda bodur ceviz yetiştirilmesi çalışmalarına hız verilmiştir. Ek gelir sağlamak için turizmin geliştirilmesi gerekir.

Hicri 1325 (1907) yılındaki Osmanlı salname defterindeki kayıda göre 34 hanedir. O zamanlarda tahminen 170 – 180 arasında bir nüfusa sahiptir denilebilir!

Köy, günümüzde 100 hane kadardır. Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı olan 1927 yılındaki nüfusu 361 kişidir. 1955’te 620’ye yükselmiştir. 2012’de 160 erkek ve 194 kadın olmak üzere toplam 354 nüfusu vardır. 2014 yılı nüfusu 344’tür. 2015’te 1 kişi artarak 345 olmuştur. 2016’da 341’e düşmüştür. 2017'de biraz daha azalarak 334'e inen nüfus, 2018'de birden 382'ye yükselmiştir. Köyden kente göç durmuştur.

 

 

 

MİRZAOBA

Mudanya tepelerinin güneybatıya bakan yamaçlarında kurulu bir köydür. Buradan güneye ve batıya doğru çok güzel bir manzara izlenmektedir. Üç kol halinde uzanan evleri ile dağınık bir yerleşme görünümü çizmektedir.

Yörükali – Dereköy güzergâhından ilçe merkezine uzaklığı 20 km.dir. Çepni köyü üzeriden ise 17 km.dir. Köye, Tirilye yönünden de gidilir. Mudanya’dan her gün birkaç kez minibüs seferi yapılmaktadır.

Antik dönemden beri bilinen Kapanca – Kite (Ürünlü) kervan yolu buradan geçmekteydi. Köyün kuzeyindeki ‘Papazini’ denilen mağarada konsülde aforoz edilen papazların, kutsal ikonları buraya sakladıkları ve bir süre burada barındıkları rivayet edilmektedir. Barabeli Boğazı’nın güneydeki çıkışına yakın yerde suyu Hıristiyanlarca kutsal sayılan ‘Ayazma’ denilen bir yer vardır. Buranın suyunun iç organ rahatsızlıklarına, çamurunun da cilt hastalıklarına iyi geldiği halk tarafından yıllardır anlatılagelmiştir. Geçmişte Dereköy Rumlarının burada ayin yaptıkları da köyün yaşlıları tarafından söylenmektedir.

'Mirza' Farsçada 'bey' demektir. Orta Asya ve Horasan üzerinden Anadolu'ya gelen Mirza Cemaati, ilk önceleri Halep, Rakka ve Adana vilayetlerinde uzun süre Beydili boyu aşiretleri arasında yaşamıştır. Bunlar 'Mirzalar' olarak da bilinirler. Mirza Obası da denmektedir. Türkmen Yörükan olarak tanınırlar. Bunların yazları Sivas – Kangal ve Bozok (Yozgat) yaylalarına gittikleri biliniyor. Yozgat taraflarına gidenler Mirzaoğlu Hüseyin Bey gözetiminde idiler. Mirzaoba'yı kuranların bunlardan olup olmadığını tam bilemiyoruz! XIX. yy. Osmanlı kayıtlarında Bursa sancağı Kite (Ürünlü) ve Mudanya kazalarına bağlı bulunuyorlardı.

Köyün, Kayı Boyu’nun Karakeçili Yörük Aşireti’nden olan ve halk arasında Mirza Çavuş da denilen Mirza Bey tarafından 1314 - 1325 yılları arasına kurulduğu ifade ediliyor. Mirza Bey, obasıyla birlikte, Prusa’ya (Bursa) Bizans tarafından gönderilecek yardımları engellemek için Barabeli Boğazı yakınlarındaki bu sahaya yerleştiriliyor. Burada ileri karakol görevi yapıyor. Karakeçili Aşireti ile ilgili olarak 1848 yılında yayınlanan bir kayıtta, köyün 40 hane Yörük tarafından kurulduğu belirtilmektedir. Diğer kardeşi Barabeli Boğazı’nın güneybatı yönündeki araziye yerleşiyor. Sonraları bu yerleşim, kurucusunun adına izafeten Kaymakoba diye söylenir olmuştur. 3. kardeş de Gemlik taraflarındaki Muratoba denilen kendi adıyla anılan köyü kuruyor.

Köy arazisinin bir bölümü, II. Bayezit’in Mahmut adlı oğlundan olma torunu Hançerli Fatma Sultan’ın vakfına dahildi. Tapu kayıtlarında bu hususu doğrulayan resmi bilgiler bulunmaktadır.

Köyde 1812'de (XIX. yy. başlarında) yapılmış olan cami yıkılmıştır. Minaresi durmaktadır. Minarenin gövdesinde bir kitabe konmuştur. Caminin yaptırandan dolayı adının Anmet Ağa olduğu biliniyor. Buradaki köy meydanında bir de Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitlerini anmak için bir anıt dikilmiştir.

Her yıl Mayıs ayı içinde ‘Yörük şenlikleri’ düzenlenmektedir. İlkokulunda eğitim – öğretim yapılıyor. Ortaokul çağında olan çocuklar 2,5 km. güneydeki Dereköy’e gidiyorlar.

Halkı aydın ve kültürlüdür. Kadınları, üstlerine baştan ayak topuğuna değin inen ‘ferace’ denilen siyah renkli bir giysi giymektedirler. Genç kızların ve kadınların yaptığı el işi yazma ve oyaları çok güzeldir.

Zeytincilik yanında bağ – bahçe tarımı, tahıl – hububat ekimi yapılıyor. Hayvancılık, köy ekonomisinde fazla bir yer tutmaz. Az da olsa arıcılık yapan kimseler de vardır.

Hicri 1325 (1907) Salnamesi’nde 74 haneli bir yerleşim olarak yer almaktadır.

1927 yılı nüfusu 546, 1955’te 488, 1997’de 745’tir. 2014’teki nüfusu ise 572’dir. 2015’te 551 ve 2016’da 39 kişi azalarak nüfusu 512’ye inmiştir. 2017 nüfusu 495, 2018 yılı nüfusu da 462 olarak tespit edilmiştir.

Köyden kente önemli miktarda bir göç vardır.

 

 

 

 

MÜRSEL (KÖY)

Eski, tarihi bir köydür. Bademli ile Yörükali köyleri arasındaki yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Çevreye hakim bir konumdadır. Bursa ovası ve Uludağ’ın güzelliklerini buradan izlemek daha bir güzel oluyor. Mudanya’ya 12 km. Bursa’nın merkezine de 18 km. dir. Son yıllarda köy çevresinde pek çok villa tipi ev yapılmıştır. Köyün eski çekirdek ailesi 150 dolayındadır. Bunların nüfusu da 700 civarındadır.

Tarihi epeyce eskilere dayanır. Çevrede Roma ve Bizans dönemlerinden kalma tarihi taşlar bulunuyor. Bunlardan biri köy kahvesinin önünde sergileniyor.

Köy içinde tek tük eski tip evler bulunuyor. Yerli / Manav köyüdür. Büyük bir olasılıkla Yörük kökenlidirler. Buraya yerleşmeleri şöyle oluyor: Mürsel, Orhan Gazi'nin kumandanlarından birinin adıdır. Bunun bir tarikat şeyhi olduğu da söylenir. Uludağ'ın güney eteklerinde bulunan Osmangazi'ye bağlı Mürseller köyünde bu zatın türbe/gömütü bulunmaktadır. Bunun soyundan geen Yörükler bir oymak oluşturmuşlardır. Köyü kuranların ataları, Osmanlı’nın ilk dönemlerinde koyun ve keçileriyle birlikte konar – göçer olarak obalar halinde Uludağ çevresindeki otlak alanlarını yurt tutuyorlar. Kocayayla civarında konaklıyorlar. Buralarda obalar halinde yaşam sürüyorlar. Bir süre sonra da yerleşik yaşama geçiyorlar. Daha sonraları Osmangazi ilçesine bağlı bu Mürseller köyü, I. Murat'ın vakıf yerleşmelerinden biri olmuştur. Günümüzde o yörede bulunan ‘Mürseller’ köyü ile aynı oymaktan bölünme oldukları düşünülebilir!. Oralardan, önce Yörükali taraflarına göçüyorlar. ‘Kazancılar’ denilen yere yerleşiyorlar. Sonradan bu alanlara gelip konuyorlar ve yerleşik yaşama geçiyorlar. Türkiye'nin birkaç yerinde ve Rumeli'de aynı adı taşıyan köyler vardır. Bursa'nın 'Dağ Yöresi'nde ve Sivas'ta birer ve Yunanistan'ın 'Batı Trakya' denilen yöresi'nde de bu adı taşıyan iki köy bulunmaktadır.

Eskiden Misebolu Rumları kendileri için; “Altı yüz yıllık komşuyuz diyorlarmış.’ Bu söylemden de anlaşılacağı üzere Osmanlı’nın ilk yıllarından itibaren buralarda yaşıyorlardı!

Bu topraklar; Osmanlı’nın kuruluş yıllarının önemli kumandanlarından Demirtaş Paşa’nın vakfına aitti. Paşa, buralardan ve diğer vakıf arazilerinden elde ettiği gelirlerle Bursa’da cami, hamam gibi hayır işleri yapmıştır. Vakıf sonradan oğlu Umur Bey’e geçmiştir.

1530 yılına ait bir Osmanlı kaydında köyün adı ‘Mürseller-i Küçük’ (Küçük Mürseller) diye geçiyor. Adına ‘küçük’ sıfatının eklenmesi, sanırız Uludağ’ın kuzeybatı taraflarındaki ‘Mürseller’ köyünden ayırmak içindir.

Osmanlı’nın Kuruluş Devri’nde yapılan ilk mescidi yıllar sonra harap hale gelince; ‘Dergâh-ı Ali müteferrikalarından, II. Murat Vakfı Mütevellisi Mustafa oğlu Hacı Mehmet Ağa tarafından genişletilerek tavanı yükseltilmiş, duvarları ve kapıları yenilenmiş, uzun bir mahfel bina eklenip bir de minber konarak tamirden geçirilmiştir. Ayrıca 1633 yılının Haziran ayında ağırlıkları tam ve ayarları temiz 300 riyal kuruş vakfeylemiştir.

1892 yılında yapılan Bursa–Mudanya demiryolu hattının köy yakınlarında bir durağı vardı.

Köyde ‘Aman Dede’ diye tarihi bir gömüt var.

Muhtar ve halk tarihe meraklıdır. Birçok köy gibi burası da Yunan işgaline uğramıştır. Halk, Mehrikadın ormanı ve Kördere denilen vadide saklanmış. Yunan, temsilci gönderince anlaşmışlar. Değerli eşyalarını almışlar. Yunan askerleri çekilirken saklanmak için bir şey yapamamışlar. Köy halkından bazı kimseler; Hakkı oğlu Salih’ten naklen bu bilgileri aktarıyorlar. 11 Eylül 1922 gecesi Abidin Bey (Akıncı) adında bir süvari yüzbaşısı ne olup bittiğini öğrenmek için 17 kişilik atlı müfrezesi ile buraya da uğruyor.

Öğrenciler taşımalı öğretimle Mudanya’ya ve çevre köylere gidiyorlar. Köyde yakın yıllarda açılmış bir ‘Anadolu Sağlık Meslek Lisesi’ var. Zeytincilik, siyah incir üretimi yapılıyor. Bir miktar bağcılık da var. Hayvancılık çok azdır. 2016 yılı Eylül ayında burada ‘Kara İncir Şenliği’ düzenlenmiştir.

M. 1900 yılındaki Osmanlı kayıtlarında 42 hane ve 204 nüfuslu görünmektedir. 1927’de 50 hane olmuş ve nüfusu da 269’a yükselmiştir. 1955’te 288, 1997’de 469, 2011’de 1158, 2012’de 1246 olmuştur. 2014 yılı nüfusu 1409’dur. 2015 yılında 1505’e yükselmiştir. 2016’da daha da artarak 1537 olmuştur. Bu yıldan sonra da nüfus artışı sürmüştür. 2017'de 1616 kişi olan nüfus, 2018'de 1712'ye çıkmıştır. Bunun 600 kadarı eski çekirdek nüfustur.

Köye hizmet eden eski muhtarların adları:

Salih Doğançay, Hüseyin Sönmez, Ramis Kocatürk, Necip Öztürk, Hasip Ümit, Galip Doğançay, H. İbrahim Çabuklar, Emin Yıldırım, İbrahim Yenitürk, Hüseyin Çakır (54)

Bilgisine başvurulan kişiler: (2015 yılına göre) Salih Okur (73), Mehmet Akyaz (67), İbrahim Tosun (68), Abdullah Koç (86), Yakup Başağıl (72).


İlgili Haberler
left
right
 
 
28 Nisan 2019 Pazar 22:23
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Röportajlar
Geri İleri
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık