Ana Sayfa » RÖPORTAJLAR » OSMANLI AYDINI: FERAİZCİZADE MEHMED ŞAKİR

OSMANLI AYDINI: FERAİZCİZADE MEHMED ŞAKİR

Bursa Tiyatrosu’nun başlangıcında Ahmed Vefik Paşa ile beraber bu yola baş koyan, tiyatro emekçilerinden Feraizcizade Mehmed Şakir Bey’i Bir Osmanlı aydını olarak mercek altına almak istedik ve torunu Mesude Alangu ve diğer torunu Sebahat Koru’nun oğlu Cihan Koru ile bu çerçevede sizler için konuştuk.

 
 
OSMANLI AYDINI: FERAİZCİZADE MEHMED ŞAKİR

Nezaket ÖZDEMİR

Bursa tiyatroya hiç yabancı değil. Anadolu’da tiyatro binası yapılan ikinci il. Tiyatro binası yapılmadan önce de yaz akşamlarında, Melekzat Bahçesi’nde tiyatro oyunları sergilenmekte olduğu bilinmektedir. İlk yerleşik tiyatro “Bursa Osmanlı Tiyatrosu” 15 Eylül 1879 tarihinde, Ahmet Vefik Paşa’nın valilik döneminde Moliere’nin “Merakî” oyunuyla perdelerini açar. Aynı yıllarda, Metin And’ın; “Tanzimat’ın Moliere’i” olarak tanımladığı Feraizcizade Mehmed Şakir Efendi de duru bir Türkçe ile oyunlar yazmaktadır. 36 localı tiyatro binası postanenin karşısında bulunan kahvehanenin bahçesindeydi. Diğer bir saptamaya göre ise, Hisar’da şimdiki Tophane Endüstri Meslek Lisesi'nin olduğu yerde bulunuyordu.

Bizim ana temamız Feraizcizade Mehmed Efendi’ye gelince, yaşam öyküsü ve yaptıkları üzerine epey çalışmalar yapılmış bir şahsiyet. Bu konuda bilgi sabihi olmak isteyenler için yazımızın sonuna bir kaynakça ekledik. Günümüzde adı, 'Ahmed Vefik Paşa Tiyatrosu' bünyesinde bulunan “Oda Tiyatrosu”nda yaşatılan Feraizcizade’yi sadece tiyatro çalışmaları ile anarsak, eksik bilgi vermiş oluruz. Çünkü oyun yazarlığı ve tiyatroda diksiyon hocalığı yanı sıra gazetecilik ve dergicilik, yayıncılık, dilde sadeleşme ve özleştirme çabalarının ilk temsilcilerinden biridir. Bursa Tiyatrosu’nun başlangıcında Ahmed Vefik Paşa ile beraber bu yola baş koyan, tiyatro emekçilerinden Feraizcizade Mehmed Şakir Bey’i Bir Osmanlı aydını olarak mercek altına almak istedik ve torunu Mesude Alangu ve diğer torunu Sebahat Koru’nun oğlu Cihan Koru ile bu çerçevede sizler için konuştuk.

 

-Mesude Hanım, önce sizi tanıyabilir miyiz? Feraizcizade Medmed Şakir Bey ile önce akrabalık ilişkiniz üzerinde duralım.

 

- Ben torunuyum. Annemin babasıdır. Annem, Feraizcizade Mehmed Şakir Bey'in 3. eşi Ziynet Hanım'dan olan kızıdır. Lebibe Canan Arçıl hanımefendidir. Dedem üç kez evlenmiş. Fakat bu üç hanımla aynı anda evli değil tabii. Eskiden biliyorsunuz istediğiniz kadar eş alabiliyordunuz ama dedem öyle yapmamış, eşlerinin vefatı üzerine tekrar evlenmiş. Birinci hanımından bir oğlu ve bir kızı var. İffet ve Rafet. İkinci hanımdan da iki çocuğu olmuş. Muzaffer Hanım ve Habib Bey. Annemle evlendiği zaman annem 15 yaşında. Annemden 4 kızı olmuş. Seniha Şadan, Lebibe Canan, İlhan ve Hatice Adnan. Ben Lebibe Canan Hanım'ın kızıyım.

 

-Sizi tanıyalım Cihan Bey.

 

C. K. -Tabii, 1945 yılında Ankara’da doğdum. Babam Şevki Koru, Annem Sebahat Koru. Annem Feraizci-zade Mehmed Şakir’in torunu. Şöyle açıklayayım, kızlık soyadı ile söylersek annem Sebahat Karaman, Feraizci-zade Mehmet Şakir’in kızı Hatice Adnan Hanınım’ın kızlarından biri. Yani ben, torununun oğlu oluyorum. Meslek olarak Gıda ve Ziraat Mühendisiyim. Büyük dedem için çok çalışkan, meraklı, gayretli bir insan. Kendini yetiştirmiş diyebiliriz. Çünkü örgün eğitim almamış ama eğitime çok önem veriyor. Ayrıca müteşebbis. Bursa’da ilk edebiyat dergisi, olan Nilüfer'i çıkarmış.

 

-Eğitime düşkünlük aile geleneği olarak görülüyor.

 

Mesude Alangu: -Evet bu var. Feraizcizade ailesinde herkes okumuştur. Önce büyük dedemizden söz edeyim. Dedemin babası Habib Efendi Bursa’da sahaf. O dönemde sahaf olmak demek alim olmak demek. Dedem de ilk eğitimini bu sahaf dükkânında alıyor. Okul gibi yani. Arapça, Farsça ve Fransızca öğreniyor. Özel hocalardan aldığı eğitimle o dönemde liyakat geçerli ki, 15 yaşında Bursa Valiliği’ne memur olarak giriyor. Torpil falan yok. Eğitimi yeterli görülüyor. Zaten okuma yazma bilen bile çok az. Sonra dedemin gazetecilik ve öğretmenlik de yaptığını biliyoruz. Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigâr’da yöneticilik yapmış. Bursa İdadisi’nde edebiyat, ahlak ve kimya dersleri vermiş. Bakınız hem sosyal bilimler hem fen bilimlerinde ders vermiş. Çok yönlü bir bilgiye sahip. O dönemde kızlarını okutmuş. Mesela annem, ilkokul 3. sınıftan alınmış. Boyu birden uzayınca artık bu kız büyüdü diye okuldan almışlar. Ama eski Türkçeye hâkimdi. Elinden kitap düşmezdi. Annemin küçüğü Seniha Şadan Ülker. Darülfunun’un ilk öğrencilerindendir. 1920’lerde Çapa öğretmen okulunu bitirmiş. O tarihte üniversiteye gidebilen 6 kız öğrenciden biridir. Demek ki çocuk çoluğuna da o istidat ve istek geçmiş. Erkek çocuğu Osman, Askeri Liseye gitmiş sonra Askeri Tıbbiye’ye devam etmiş.

 

-Cihan Bey bugün daha ziyade, Feraizci-zade Mehmet Şakir üzerinden, bir Osmanlı aydını olmak fikri üzerine konuşmak istiyorum. Feraizci-zade Mehmet Şakir’in özel eğitim ile kendini yetiştirmiş, Arapça, Farsça, Osmanlıca ve Fransızca’ya hakim, bir örgün eğitim çerçevesinde bile zor olan bu birikimi sağlamak, bu durum öğrenme tutkusu olan çok çalışkan bir profil çizmeme neden oluyor. Ailenin eğitime bakış açısını siz nasıl değerlendirirsiniz. Başka Feraizciler var mı?

 

Cihan Koru: -Başka Feraizciler elbette var. Besteci Feraizcizade İbrahim Vefa Efendi, Vefa Efendi’nin kardeşi Osman Faiz Bey var.

 

-Feraizci-zade M. Ş. 15 yaşından itibaren bir kamu görevlisi, yani düzenli bir işi ve geliri var. Bunun yanısıra basına hem emekçi hem de fikren katkı veriyor. Ailede nesilden nesile aktarılan bir mal varlığı var mı?

 

Mesude Alangu: -Bir tek evi, matbaası ve kitaplarından başka bir şeyi yok. O vakit adet olduğu üzere bir kimse ölünce mal varlığı tespit ediliyor. Büyükannemden olan çocukları küçük olduğu için evi muhafaza ediyorlar. Harem kısmı, ilk hanımının çocuklarına, selamlık kısmı büyükanneme veriliyor. Matbaa satılıyor. Büyükler hisselerini alıyor. Küçük çocukları olduğu için, elde edilen paradan, ki benim bildiğim çocuk başına 44 altın düşmüş. Para yetimler bankasına yatırılıyor. İlk hanımından 2 çocuğu, büyükannemden 4 çocuğu var. Yani devlet küçük çocukları koruyor. Yani mal varlığı olarak bir oturdukları evi var diyebiliriz.

 

-Feraizci-zade Mehmed Şakir Bursa’da yayınlanan ilk dergi olan Nilüfer’i de hayata geçiren kişi. Nilüfer Degisi’nin ikinci yılının ilk sayısının önsözünde, “nice senelerden beri arttırdığım bir cüz-i serveti, bir çoklarının tavsiyelerine uyup irad ve akara vererek rahat yolunu tutacak yerde, elimden geldiği kadar dünya ve ahirete yarar eserler neşretmek suretiyle maarife hizmet etmek” istediğini yazıyor. Tanzimat dönemi aydınlarının genel tavrı bu. Verdikleri eserlerde de eğitici yönü ağır basan, faydayı esas alan bir görüş söz konusu, siz bugün nasıl düşünüyorsunuz?

 

Mesude Alangu: -Dedem eğitimci. Bu kuşkusuz ama aynı zamanda çok sosyal bir insan. Nilüfer Dergisi, Bursa’da yayınlanan ilk edebiyat dergisi. Anadolu’da 600’den fazla abonesi var. O insanlarla nasıl temas kurdu? O vilayetlere adını nasıl duyurdu da bu kadar abone temin etti. Düşünün 1884’ler.. O devirde bir matbaa kurmak ne demek. Çok büyük bir ideal bu. Büyük özveri ve emek var. Edebiyat dergisi çıkarmasının nedeni de bence Türkçe’ye çok büyük hayranlık duyuyor.

 

-Feraizci-zade Mehmed Şakir insanların okuma yazma bilmediği bir dönemde aydın olmak, üretken olmak, gazete ve dergi çıkarmak, tiyatro ile ilgilenmek, nasıl bir çaba sizce?

 

Mesude Alangu: -Temel amaç insanların bilgilenmesi. Ben öyle düşünüyorum. Neden? Dergisinde bazı bölümler var. Bilmem okudunuz mu? Yağmur nedir? Ay tutulması nedir? Diye halkı aydınlatıcı bilgiler veriyor. Nilüfer sadece bir edebiyat dergisi değil. Dergi yoluyla halkı aydınlatıcı bir rol oynamayı, dolayısıyla halkı bilgilendirmeyi amaçlıyor. Tiyatro çalışmaları ise Ahmet Vefik Paşa’nın tesiriyle olmuştur. Halka ulaşmak için farklı bir mecra. Paşa'nın tayini çıkıp gidince, tiyatro da kapanınca bu konuya emek vermenin anlamı yok.

 

-Feraizci-zade Mehmed Şakir halka dönük, halkı bilgilendirme ve bilinçlendirme çabasıyla, toplumsal eleştiriler içeren 6 oyun yazmış. Bu özgün bir tavır, çünkü yetişkin döneminde edebiyatta (sanat sanat içindir diyen –halkı hedeflemeyen bir akım) Servet-i Fünun akımı doğuyor ve etkin bir üslup haline geliyor. Buna rağmen dilde sadeleşmeyi öngören, gündelik dili yazı diline taşımaya yönelik çabalarına devam ediyor. Servet-i Fünun akımına kapılmamış. Ve bir dil bilgisi kitabı ( perseng) var. Bu nasıl bir aydın profili?

 

Mesude Alangu: -Bütün çabası halkı eğitmeye yönelik, halkı yükseltmeye yönelik.Bakınız dergilerden birinde dedem şöyle bir şey demiş. Üç dilden bir dilber olmaz. Sevdiğiniz dilberlerden biri Türkçe ,biri Acemce bilirse anlaşmazlık olur diyor. Yani, nasıl dilini bilmediğiniz bir kadınla anlaşamaz iseniz, birbirinin dilini bilmeyen bir toplumdaki insanlar da birbiriyle anlaşamaz demek istiyor. Bakmayın siz münevverler, aydınlar başka bir havada gidiyor. Toplumdan halktan kopuk yaşıyorlar. Sonuçta Türkçe konuşma dili olarak kalırken, Osmanlıca diye bir dil yazı diline hakim olmuş, bunu halk okumayı bilse dahi anlamıyor. Dedemin sadece sanatlı söz söylemek temelinde bir çabası yok. O halkı bilgilendirmek ve Türkçeyi yüceltmek istiyor. Farklı ve özgün olmasının nedeni buna dayanır. Aydın olmak günün moda akımına uymak değildir.

 

-Feraizci-zade Mehmed Şakir Nilüfer Dergisi’nde döneminin edebiyat anlayışından farklı bir yaklaşımı var. Sanatçılar devlet tarafından korunduğu için ana tema medhiyeler. Mehmed Şakir’in böyle bir derdi yok.

 

Mesude Alangu: -Dik başlı bir adam olduğunu söyleyebiliriz. Edebiyat dergisi çıkarmasının birinci amacı da Türkçeyi öğretmek ve okuma yazmaya özendirmek zaten. Bursa’da o dönemde okuma yazma bilen gayri Müslimlerle, Müslümanların sayılarını tespit etmeye çalışmış. Türklerin Türkçe okuma-yazma bilmemesine çok üzülüyor. Memleketin birçok bakımdan geri kalmış olmasını da buna bağlıyor. Bu düşünceyle bütün amacı okuma-yazmayı yaygınlaştırmak. Persengi de bu amaçla yazmış. Türkçe dilbilgisi kitabı. İşte o zamanlar yapılan, bugün bilinmeyen çabalar ancak Cumhuriyet döneminde gelişti.

 

-Feraizci-zade M. Ş.in torunu olarak, size göre günümüz için bir aydın profili çizebilir misiniz?

 

Mesude Alangu: -Şimdi dedemin dil hakimiyetinden söz ediyoruz ya. O dönemde aydın olmak daha doğrusu yazılanları okuyabilmek için Arapça, Farsça bilmek şart. Bugün karşılık olarak batı dillerinden birini ya da ikisini bilmek gerekiyor.Çünkü dünya sanatından, biliminden, siyasetinden haberdar olmak için mecburdur.Ama aydınlık tek başına olmaz. Karanlıkta yanan bir mum etrafını nasıl aydınlatırsa, bilginin de öyle yayılması lazım. Onun için de topyekün bir aydınlanma gerekiyor. Mesela dedem çok üzülüyor. Çünkü o dönemde gayrimüslimlerin okulu var, eğitime önem veriyorlar. Ama bizim çocuklarımız okuyamıyor. Türkler tarımla uğraşıyor ama ipekçilik okuluna gidenlerin çoğu gayrimüslim. Tabii daha çok üretiyorlar daha çok kazanıyorlar. Her şeyin temelinde bilgi var, eğitim var. Ama gerçek eğitim. Şimdi neredeyse kasabalara kadar üniversiteler açıldı. Ama bu üniversiteler herkes biliyor ki gerçekten üniversite eğitimi diyebileceğimiz bir eğitim kapasitesine sahip değil. Gönül istiyor ki bütün gençler üniversiteye gidebilsin. Ama ona göre personel yetiştirmek lazım. Okulun çok olması önemli değil. Eğitimin nitelikli olması önemli. İlim aynı zamanda araştırmayı icap ettirir. Ama maalesef günümüzde ilim eskilerin tekrarından ibaret oluyor. Mevcut olanları öğrenmek tamam da sen üstüne ne koyuyorsun? Araştıran, keşfeden mucitler olması lazım. Bu çok iyi yetişmekle ve çok çalışmakla mümkün. Yüz kişi içinden alim seviyesinde 4 kişi çıkar. Ama öteki kalanlar da en azından eğitimli olduklarından eğitimin ne demek olduğunu takdir ettiklerinden eğitime destek veren kişiler olurlar. Yobaz değil. Ne kadar çok insan eğitim görürse onların içinden o kadar çok sayıda alim çıkar. Eğitim göremeyen gençlerin içinde belki daha istidatlı olanlar vardır. Onun için topyekün eğitim şart.

 

-Paylaşmak istediğiniz başka bir konu var mı?

 

Mesude Alangu :-Ben çocukluğumda Bursa’ya 2 kez gittim.Biri 5 yaş civarında bir de 11-12 yaşlarında. Ama akrabalarımız şimdi dağıldı. Büyük dedem daha çok tiyatro çalışmaları ile tanınıyor. Oysa onun dil çalışmaları tiyatro çalışmalarının önündedir. Dilimiz bugün de yabancı dillerin baskısı altındadır. Bilim toplumu değiliz. Kullandığımız birçok kelimenin aslı Türkçe değil. Bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan yabancı kelimeleri aynen kullanmak niye? Dil Kurumu da artık çalışmıyor. Bu nedenle, büyük dedemin adını taşıyan bir dil akademisi kurulmasını arzu ederim. 1934’de Dil Kurultayı’nda dedemin kitapları masaya konulmuş, fikirleri tartışılmıştır. Bursa’da da hak ettiği kadar değerlendirilmediğini düşünüyorum!.

 

-Teşekkür ederim.

 

 

 

Ahmed Vefik Paşa Tiyatrosu. Abdülhamit Koleksiyonu’ndan. İstanbul Üniversitesi Kütüphane Koleksiyonu


Eserleri:
1.
  Evhâmî (1883, C. Kudret tarafından yeni neş
2.
  îcâb-ı Gurur yâhud İnkılâbı Muhabbet (1883), 
3.
  İnatçı yâhud Çöpçatan (1883), 
4.
  Kırkyalan Köse (1884), 
5.
  Teehhül yâhud İlk Gözağrısı (1884), 
6.
  Yalan Tükendi (1884). 
7. Perseng (TDK Ktp. ve Millet Ktp.’de)

KAYNAKÇA

-50 Altın Yıl; AVP Bursa Devlet Tiyatrosu. Bursa, 2008, Osmangazi Belediyesi.254s.

 

Alangu, Mesude.“Feraizcizade Mehmet Şakir Yaşam Serüveni.” Bursa Araştırmaları; Kent Tarihi ve Kent Kültürü Dergisi. 2008/20, 3-6s.

 

Alangu, Tahir.“Feraizcizade Şakir Efendi.” Türk Dili. IIc. 1953/16, 210-215s.

 

Ant, Metin. ”Duru Türkçe Yazmış Bir Tanzimat Molierei.” XXIIc. 1970/228, 436- 442s.

 

Çılgın(Sınar), Alev.Bursa’nın İlk Edebiyat ve Sanat Dergisi: Nilüfer. UÜ. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi. VIIc. 2006/10, 47-

 

Çuluk, Sinan.“Bursa'nın İlk Tiyatrosuna Ait Mukavele ve Türk Tiyatro Tarihinin Bilinen En Eski Biletleri”Bursa Araştırmaları; Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi. 2012/37,13-16s.

 

Kaplanoğlu, Raif “Bursa’da Gazeteci Kavgaları ve Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi.”Bursa Gazeteciler Cemiyeti Dergisi. 2008/3, 22-25s.

Mümin Ceyhan Bursa Kültür Kaynakları Araştırma Kütüphanesi

 

Koç, Mustafa. “ Cumhuriyet Döneminde Türkçe Etrafında Oluşturulan Dil Tezlerinin Osmanlı Kökeni: FeraizcizadeMehmed Şakir’in Persenk Açıklaması.”Kutadgubilik Felsefe Bilim Araştırmaları Dergisi. 2006/10, 239-318s.

 

Önberk, Nevin.Feraizci-zade Mehmet Şakir’in Tiyatro Eserlerinde “Kadın Tipleri.” HÜ. Edebiyat Fakültesi Dergisi. IIIc. 1985/2, 21-

 

Özen, Uğur Ozan

“1879’dan 1957’ye Bursa Şehrinde Tiyatro’nun Tarihi.” Bursa Araştırmaları; Kent Tarihi ve Kültürü Dergisi. 2010/27, 51-57s.

 

Özmen, K. Bir Türk Molieri: Feraizci- Zade Mehmet Şakir. Fransız Dili ve Edebiyatı Dergisi IIIc. 1982/10, 78-88s.

 

Tonak, Hacı“Bursa Basınında İz Bırakanlar: Güle Dil Verenlerden Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi (1853-1911)”Bursa Gazeteciler Cemiyeti Dergisi. 2008/3, 4-17s.

Mümin Ceyhan Bursa Kültür Kaynakları Araştırma Kütüphanesi

 

Bora, Oğuz

Feraizci-zade Mehmed Şakir ve Bursa Tiyatrosu. IIc. Ankara, 1987, Devlet Tiyatroları. 97+44s.

Mümin Ceyhan Bursa Kültür Kaynakları Araştırma Kütüphanesi / BBB. Şehir Kütüphanesi

 

Feraizcizade Mehmet Efendi.

Menazır-ülLetaif (Güldürücü Manzaralar) Üçüncü Manzara Evhami. Yeniden düzenleyen: Cevdet

Kudret. İstanbul, 1974, Varlık Yayınevi.

 

Uzun, Mehmet – Bora Özkula

Feraizcizade Mehmet Şakir Oyun Yazma Yarışması Kitabı. Tiyatro Sahnesinde Bursa. Bursa, 2012,

Osmangazi Belediyesi. 318s.

Mümin Ceyhan Bursa Kültür Kaynakları Araştırma Kütüphanesi

 

 


İlgili Haberler
left
right
 
4 Aralık 2017 Pazartesi 22:13
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık