Ana Sayfa » TARİH » Tirilye'nin bağrındaki tarihi eserler

Tirilye'nin bağrındaki tarihi eserler

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı olan Tirilye, eski bir Rum yerleşmesidir. Türkiye’nin; tarihi yapıları önemli ölçüde korunan nadir yerleşmelerinden biridir. Tarihi doku çok fazla bozulmamış. Kasabaya girer girmez büyüleyici bir tarihi atmosferle karşılaşıyorsunuz. Eski Rum evleri, kiliseler, camiler, çeşmeler, asırlık çınarlar adeta yıllar ötesinden size 'hoş geldiniz’ diyor.

 
 
Tirilye'nin bağrındaki tarihi eserler

Hüseyin GENÇ

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı olan Tirilye, eski bir Rum yerleşmesidir. Türkiye’nin; tarihi yapıları önemli ölçüde korunan nadir yerleşmelerinden biridir. Tarihi doku çok fazla bozulmamış. Kasabaya girer girmez büyüleyici bir tarihi atmosferle karşılaşıyorsunuz. Eski Rum evleri, kiliseler, camiler, çeşmeler, asırlık çınarlar adeta yıllar ötesinden size 'hoş geldiniz’ diyor.

Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusunun yenilmesinden sonra, işgal sırasında onlara yardım eden buradaki Rumların büyük kısmı gemilerle Yunanistan’a gitmişlerdir. Açıkçası başlarına geleceklerden korktukları için kaçmışlardır. Ardından ‘Mübadele Antlaşması’ ile geride kalan çok az sayıdaki Rumla, Yunanistan’ın Girit, Selanik, Kavala, Drama gibi çeşitli yerlerinde yaşayan bir kısım Türkler karşılıklı olarak yer değiştirmişlerdir. Daha sonra Bulgaristan ve Kosova’dan gelip buraya yerleşen göçmenler de olmuştur. Beldenin bugünkü sakinlerinin büyük çoğunluğu, bahsi geçen bu kimselerin çocuklarından ve torunlarından oluşmaktadır. Bununla birlikte Mübadele’den önce burada Rumlarla birlikte yaşayan köklü Türk aileler de vardı. Bunlara bugün ‘yerli’ ya da ‘manav’ denilmektedir.

Elinizdeki bu derginin 5. sayısında Tirilye’yi genel olarak anlatan bir yazı yayınlamıştık. Bu kez Tirilye’nin tarihi eserlerini sizlere tanıtmaya çalışacağız. Bu yazımız öncekinin devamı niteliğindedir. Pek çok kaynak eser inceleyerek, siz değerli okurlarımız için bu yazıyı hazırladık. Tirilye’de birçok tarihi evin yanında, kilise, okul, hamam, cami, çeşme ve gömütlük gibi anıtsal yapılar da mevcuttur. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

Kemerli Kilise, Dündar Evi, Taş Mektep, Fatih Camii, Medikion Manastırı, Aya Yani Manastırı, Aya Sotiri Manastırı, Osmanlı Hamamı, Rum Maşatlığı, Çeşmeler (Çınarlı vb.), Eski Türk Gömütlüğü ve Tarihi Kapanca Antik Limanı.

Bunları kısa kısa tanıtmaya çalışacağız…

Kemerli Kilise (Panagia Pantobasilissa Kilisesi / Trigleia Manastırı Kilisesi)

‘Kemerli Kilise’ denmesinin nedeni, payandalar üzerindeki kemerlerinden dolayıdır. Kemerler ve kubbesi 4 sütun üzerine yerleştirilmiştir. Kubbeyi taşıyan sütunların üzerine süslü başlıklar konmuştur. Halk arasında Küçük Ayasofya olarak da bilinir. Yüksek bir kubbesi vardır. Yaptıran kişiyi ve yapıldığı tarihi tam olarak belirten bir kitabesinin bulunmaması nedeniyle, uzun yıllar boyunca değişik isimlerle anılmıştır. 1676’da gezgin Dr. John Covel tarafından hazırlanan el yazması bir belgede, kilisenin Panagia Pantobasilissa'ya (Bakire Meryem’e) adandığı belirtilir. İlk yapının duvar tekniği ve başka özellikleri göz önüne alındığında, XIII. yüzyıl sonlarında yapılmış olma olasılığı ağırlık kazanmaktadır. İlk tabaka freskleri XIV. yüzyıl başlarına, ikinci tabaka freskleri ise XVIII. yüzyıla (1723 tarihli kitabeden dolayı) tarihlendirilir. Trigleia Manastırı Kilisesi de denmesinin nedeninin ise, şimdi Fatih Camii olarak kullanılan Hagios Stephanos Kilisesi’ne de verilmiş olan aynı addan kaynaklandığı yolundadır.

Doğu - batı doğrultusunda, hafif meyilli bir arazi üzerinde inşa edilmiştir. Yaklaşık olarak 15’e 10 m. boyutlarındadır. Bundan da anlaşılacağı üzere dikdörtgen temellidir. Kapalı Yunan haçı plânlıdır. Duvarları bir sıra tuğla, iki sıra taş ve harçla örülmüştür. Yapımında Antik dönem malzemeleri de kullanılmıştır. Bunların arasında silindirik sütunlar çoğunluktadır. Girişi batı yönündendir. Ortada 4 sütunun taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Haç şeklindeki 4 kolu beşik tonozludur. Kilisenin içi, dışına göre daha görkemlidir. Motifler, resimler ve süslemeler göz alıcıdır. Duvarlarda insan fresklerinin izleri mevcuttur. Naosta elinde kılıç tutan asker kıyafetli bir figür vardır. Öteki duvarda yüzü belirgin şekilde seçilebilen, sağ elinde bir küre tutan mızraklı bir asker görülmektedir. Başına bir hale çizilmiştir. Bunun üzerindeki mermer aynasında lacivert zemine bej renkli sekiz köşeli bir yıldız konmuştur. Daha üst tarafta tahrif edilmiş bir baş şekli göze çarpar. Başka bir bölümünde, Baş Melek Mikhael’in kanatlı freski ve Hz. Meryem’in yaşamının anlatıldığı resim sahneleri görülür.

Kilise 1855 depreminde büyük hasar görmüştür. Çan kulesi ve kubbesi yıkılmıştır. Sonrasında onarımdan geçirilmiştir.

Mübadeleden sonra şahıs mülkiyetinde depo olarak kullanılan kilise, yıllarca metruk halde kalmıştır. Bir süre önce İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’nin, Bursa Metropolitliği’ne atadığı Elpidophoros Lambriniadis tarafından satın alındı. Restorasyondan sonra kilise olarak hizmet verecek.

Dündar Evi

Eski bir kilise binasından bozma olan Dündar Evi, Rumların ‘mübadele’ sonucunda burayı terk etmesinin ardından özel mülkiyete geçmiştir. Ev olarak kullanılmaktadır. Pek yaygın olmayan özgün bir mimari yapıya ve görünüme sahiptir. Duvarlar kesme, kırma ve moloz taşlar ile tuğladan örülmüştür. Binaya taş çerçeveli, portalı kemerli ana kapıdan girilir. Giriş tarafından üç katlı olarak görünür. İbadet için ayrılan bölüm ise tek katlıdır. Asıl binanın giriş katında küçük ve kare görünümlü pencereleri vardır. İkinci kat pencereleri daha büyük ve dikdörtgen şeklindedir. Üçüncü katın pencereleri ise yuvarlak kemerlidir. Kuzey güney cephelerindeki kemerli pencereler dışa açılmaktadır. Binada kullanılan Roma dönemine ait bir mezar stelinde bir satırlık Latince bir yazı ile bunun hemen yanı başında erkek, bayan ve meyve tutan hizmetkâr figürleri bulunmaktadır. Benzer figürler bir nişin içinde de görülür. Buradaki stelin alt tarafında üç satırlık Latince bir yazı daha vardır. Bu gün halen konut olarak kiralanmış olan bu eski kilisenin içinde 3 aile oturmaktadır. Binanın bakıma ve onarıma ihtiyacı vardır.

Taş Mektep

Taş Mektep; 1909 yılında yani XX. yy. ın başlarında, Trilye Metropoliti olan Hrisostomos’un isteği ve gayreti ile Mimar M. Myrides’e yaptırılmıştır. Kimi kayıtlarda 623 m2. üzerine, kimilerinde ise 965 m2 üzerine kurulmuş olduğu yazılıdır. Kesme taştan yapılmış olduğu için bu adla anılmıştır. Gösterişli bir görünümü vardır. Bodrum, giriş katı ve iki de üst katlar olmak üzere dört katlıdır. Kıbrıs’ın eski Rum cumhurbaşkanlarından Başpiskopos Makarios’un; Heybeliada Ruhban Okulu’na gitmeden önce bu tarihi binada okuduğu ifade edilir. Döneminin Batı mimarisini yansıtan Neo-klasik tarzda bir yapıdır. İskele caddesinin batısındaki yamaçta bulunan yapının üzerindeki bir taş oymadaki yazıda “M. MYPIDHS APXITEKTON 1909” (M. Miridis Arhitektovn 1909) ifadesinden mimarı ve yapım yılı anlaşılmaktadır. (Akıncıtürk - 2000) Yapımına 1904’te başlanan bina 5 yıl sonra 1909’da bitirilebilmiştir. Burada doğan ve Yunanistan’a giderek orada öğrenim gören Hristostomos, Anadolu’ya geri döndüğünde İzmir Metropoliti olmuştur. Sonraki yıllarda bir ara Tirilye’deki bu okulda müdürlük yapmıştır. Bina uzun süre ilk mektep olarak kullanılmıştır. Burada öğrenim gören birçok Rum çocuğu önemli makamlara gelmişlerdir. Yukarıda da değinildiği üzere, eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios bunlardan biridir. Bina 1924 tarihinde Kâzım Karabekir Paşa tarafından şehit, öksüz, yetim çocukların okudukları Dar-ül eytam (Öksüz Yurdu) olarak hizmete açılmıştır. 1957 yılında ilk ortaokul da bu binada öğrenime başladı. Yapı daha sonra il özel idaresine geçmiştir. Bir süre sonra Kültür Bakanlığı binayı devralmıştır. Sonra da Uludağ Üniversitesi’ne vermiştir. Binanın yakın zamanda restorasyondan geçirilmesi planlanmaktadır.

Fatih Cami

Bina eski bir kilisedir. Camiye çevrilen bu kilisenin ilk ismi Aya Todori olarak bilinir. Kapısında Hicri 968, Miladi 1560 yazılı olan kilise, daha sonra adı Fatih Camii olarak değiştirilerek kullanıma açılmıştır. ‘Kenolakkus Manastırı Kilisesi ve ‘Hagios Stephanos Kilisesi adlarıya da bilinir. Girişinde Bizans stili sütun başlıklarına sahip yapının 19 metre yüksekliğinde kubbesi bulunmaktadır.Kilise olarak yapılmış olan binada, mevcut mihrabın üzeri yarım kubbe ileörtülüdür. Çift kademeli kasnağa oturan konik kubbesi binanın en gösterişli kısmıdır.XVI. yy. da Osmanlı döneminde satın alınarak camiye çevrilmiştir. Bununla ilgili olarak Arap harfleri ile Osmanlıca olarak yazılmış iki belge vardır. Bunlardan biri kilisenin batı cephesinde, giriş kapısı hizasında saçak altındaki kitabede yer almaktadır. Mermer üzerindeki beş satırlı yazı şöyle:

“Sabıka cam-i Fatih bizzat           “Vere Mevlâ’sı cennatda derecât.

Nam-ı pâkidir anın Haci Hasan.   Adet olmuş idi ana hem hayrât.

Katli çoktan bu makam-ı fâyık     Oldu küfr ehline cây-ı vesenât.

Çeküben gayret-i İslamiyye           İtdi nice muhassal azemât.

Sâl-i fethine “Hitibi” el’an.”           Didi tarih ‘Beyt-i salevat.”

                                                                                         Sene 968”

Anlaşılan o ki: H. 968’de (M. 1560 / 1561) Fatih Camii olarak ibadete açılmıştır.

Kuzeyindeki bahçede eski taş minbere ait parçalar ve kitabe bulunmuştur. H. 980 (M.1572 / 1573) tarihinde ‘Hatibi’ tarafından yazılan 4 satırlık bu beyitte şunlar yazıyor:

“Minber oldu masal-i heybet-Tür

Sebep olanların yeri ola Nûr

Görüb, itmâmım Hatibi pes

Didi tarih minber-i me’sur.”

Bu yazılar ve tarihler Tirilye’nin geçmişi açısından çok önemlidir.                                           

Camiye; madenden yapılmış 4 adet süslü, motifli başlıklı sütunların taşıdığı ahşap,beşik tipi bir çatı ile kapalı revaktan girilir.

Caminin batısındaki avlu duvarına ’Hasan İbni Ali’ adında bir şahıs tarafından bir çeşme yaptırılmıştır.

1855’teki Bursa depreminde önemli ölçüde hasar görmüştür. Sonrasında kubbesinin güney duvarı ve minaresi onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.

Cami 1920 – 1922 yılları arasındaki Yunan işgali yıllarında, uzun bir aranın ardından yeniden kiliseye dönüştürülmüştür. Savaşı yitiren Rumlar, Tirilyeli Kaptan Philip’in gemisiyle buradan ayrılmışlardır. Daha sonra Yunanistan’dan ‘mübadele’ ile gelen Türkler tarafından içi yeniden düzenlenerek cami olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

Hagios Sergios Manastır Kilisesi (Medikion Manastırı Kilisesi)

Kesin bir tarih verilmemekle birlikte 780 ile 810 yılları arasında inşa edildiği ileri sürülmektedir. Bazı araştırmacılar ise, buranın Nikoforos tarafından kurulduğu ve Medikios’un başrahiplik yaparken 805 yılında öldüğü ileri sürülür. Onun yerine Nikita başrahip atanmıştır. V. Leon’un (813 – 820) yıllarında Bizans İmparatrluğu’nun ikonoklaşma hareketleri sırasında Nikita birkaç kez tutuklanıp affedilmiş, 824 yılında vefat edince manastıra nakledilerek gömülmüştür.

Kiliseye Medikion, Nikitis ve Anthanasiaos adları da verilmiştir.

Güneydeki ana yola yakın, kasabanın hemen kenarındaki zeytinliğin içindedir. Çok az bir kalıntısı günümüze ulaşabilmiştir. Kalan izlerden yeri belirlenmiştir. Kaba bir taş işçiliği ile inşa edilmiştir. Yüksek duvarları ve büyük bir giriş kapısı vardır. Kapı üzerinde iki kitabesi bulunmaktadır. Desenli ve süslü kitabesindeki tarihten 1801 yılında yapıldığını anlıyoruz. Görünüşü kaleyi çağrıştırır. İçinde bulunduğu arazi sahibi, kilisenin taşlarını ve tuğlalarının bir bölümünü toplayarak bir yere yığmıştır. Çift kanatlı kapısını ve bazı paçalarını da muhafaza etmiştir.

Yakın zamana kadar ‘Pateron’ diye bilinmesinden dolayı, halk bu kilisenin adını ‘Pederler’ diye söyler olmuştur. Oysa asıl adı ‘Medikios’tur. Anlamı da ‘yonca yaprağı’ demektir. Demek ki binanın şekli yonca yaprağını andırıyor!

1054 yılındaki baş rahib Mikhael Psellos’un yazdığı mektuplarda kilisenin adı geçer.

1800 yılında önemli bir yangın geçirmiştir. Kitabesinden 1801 yılında tamir edildiği anlaşılmaktadır. XIX. yy. ın büyük bölümünde bakımsızlıktan metruk bir hale düşmüştür. 1889 yılına ait bir yazıda: “Dikdörtgen planlı yapının çatısı, sütunları yok, sahibince terkedilmiş bir han gibi” denmektedir.

Yukarıda da değinildiği üzere, Manastır; Tirilye - Eşkel asfaltının, hemen Tirilye çıkışındadır. Kuzeybatısında Rum Maşatlığı yer alır. Yapı, ilk inşa edildiğinde Hagios Sergios'a adanmıştır. Ancak XI. yüzyılda adı değiştirilerek “Medikion Manastırı” olmuştur. İlk olarak VIII. yüzyılda kurulduğu bilinen ve halen bir çiftlik içinde bulunan manastırın; yalnızca yıkık duvarlarıyla, her birinin ağırlığı 200 kilo gelen görkemli giriş kapıları günümüze ulaşmış durumdadır.

Kilise Yemekhanesi

Çeşitli toplantılar için sosyal amaçlı kullanılan bir yapıdır. XIX. yy. da kilise olarak yapıldığı belirlenmiştir. Ancak adıbilinmemektedir.

Zemin üstü iki kat görünümlüdür. Doğu cephesinde, yedi basamaklı yarım dairesel merdivenlerle çıkılan kapının bulunduğu yerde kilise apsisi bulunmaktadır. Bunun da üzerinde biri geniş, diğeri kesme taştan silme ve öteki de üçgen kenarlı olmak üzere üç pencere bulunmaktadır. Duvarlar iki sıra tuğla ve moloz taşlarla işlenmiştir. Kuzey ve güney cephelerindeki pencerelerin kenarlarına tuğla kemer konmuştur. Çatısı oluklu kiremitle örtülüdür. Çatıyı, sahınlar arasındaki sütunlar taşıyor. İskele caddesine açılmaktadır.

Bina yemekhane olarak kullanılmıştır. Geniş ve ferah olması nedeniyle nişan, düğün, sünnet ve ‘Mevlüt’ gibi faaliyetler içinde yararlanılmıştır. 2001 - 2002 yıllarında restore edilmiştir. Giriş kapısının yanında büyük bir çınar ağacı vardır.

Aya Yani Manastırı Kilisesi

Kasabanın 5- 6 km kadar batısında, denize yakın bir yerde kurulmuştur. Eşkel’e giden asfalt yolun 6. km. sinden sonra denize doğru 1,5 km. ilerleyince anılan yere varılır. Antik liman kenti Kapanca’nın 1 km. kadar doğusundadır. Denizden ulaşmak da kolaydır. Uzaktan görünüşü küçük bir kaleyi andırır. Ortodoks Hıristiyanların haç yeri olarak bilinir. Bugün için yerinde bir çiftlik bulunmaktadır. Yıllarca yıkıma ve tahribata uğradığından geriye çok az bir kısmı kalmıştır. Kilisesinin duvar kalıntıları hala yerindedir. İncelemelerden ortaya çıkan sonuçtan; yapının, 4 sütunla taşınan kubbesinin kapalı Yunan haçı şeklinde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

325 yılında Nikaia’da (İznik) toplanan birinci ‘ekümenlik konsülü’ İncil ile ilgili konuları incelemeye alır. Toplantıya katılanlar arasında görüş ayrılıkları doğar. Muhalifler arasında bulunan Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Sorti adlarında 3 papaz, başpiskopos tarafından aforoz edilirler. Bunlar kendilerine inanan yandaşları ile birlikte Tirilye’ye gelirler. Aya Yani, ‘Ayane’ denilen yere, Aya Sorti kendi adıyla anılan yere ve Aya Yorgi de ‘Manastır’ denilen yerlere yerleşirler. Buralarda manastırlar, kiliseler kurarlar. Zaman zaman Mirzaoba köyü yakınlarındaki Papazini denilen mağarada inzavaya çekildikleri de rivayet edilir. Tirilye’nin adının da bu üç papazdan geldiği söylenir.

Hagios Ioannes Theologos Kilisesi (Pelekiti)

Aya Yani Manastırı içindeki kilise yıkılınca, 709 yılında Hagios Ioannes Theologos adına yeni baştan inşa edildiği söylenir. Yapı, Tirilye’nin batısında bir yamaç üzerinde bulunmaktadır. Yapımında diğer kiliselerin antik parçaları da kullanılmıştır. Bitiminde Hilarion adında biri başrahip olmuştur. Bizans döneminde İmparator V. Konstantinus tarafından yaktırılmış ve başrahibi başkente götürülmüştür.

755’de bu kez, IV. Leon Pelekiti kiliseyi yeniden ayağa kaldırmıştır. Bunun inşasında da yine eski kiliseden kalan malzemeler kullanılmıştır. Anlaşılan o ki; kilise birkaç kez yenilenmiştir. Yaptıran kimselerin adlarından dolayı bu kilise değişik adlarla anılmıştır.

V. Leon zamanında kilise bir kez daha gözden düşmüş ve başrahip Hristoforos başkente çağırılmıştır. Bursa Başpiskoposu Klemendos’un 1652’de hazırladığı bir belgede, bu kilise ile ilgili bir kararı bulunmaktadır. 1658 ve 1675 yıllarına ait iki ayrı belgede de kilisenin bahsi geçer. 1794 yılına ait bir başka belgede ise kilisenin haklarının korunduğu belirtilir.

Adı geçen bu kilise 1880 yılında kısmen yanmış ve sonradan tamir ettirilerek hizmete alınmıştır.

1922 yılına kadar faaliyet gösterdiği bilinen manastır ve kilisenin, o yıldan itibaren Rumların Yunanistan’a göç etmesiyle faaliyetleri durmuştur. Bakımsızlıktan metruk hale gelmiş ve yıkılıp dökülmüştür. Kullanılan malzeme ve teknik özellikler incelendiğinde, binanın farklı dönemlerde yapıldığı anlaşılmaktadır. Doğu köşe odaları bölümü Bizans, batı bölümü ise XIX. yüzyıl özellikleri taşımaktadır.

Batheos Rhyakos Soteros Manastırı (Aya Sotiri)

Büyük ölçüde yıkılmış durumda olan manastırın bazı binaları mülk sahibi tarafından barınak olarak kullanılmaktadır. Geride kalan harabelerinden anlaşıldığı kadarıyla, kilise doğu - batı doğrultusunda dikdörtgen plânlı bir naos, doğuda eksenin kuzeyinde içten ve dıştan yuvarlak apsis, batıda bir nartekse sahiptir. Eski halinden fazla bir şey kalmamıştır.

Chrıst Manastırı Kilisesi

Tirilye’nin bir km kadar batısındadır. ‘Sauveur Ruissau’ ve ‘Profond’ adlarıyla da bilinir. Bu kilisenin günümüze herhangi bir kalıntısı ulaşmamıştır. Yalnızca 956 yılında yapıldığı biliniyor.

Osmanlı Hamamı (Avlulu Hamam):

Osmanlılar zamanında; Yavuz Sultan Selim tarafından Rum çoğunluğa karşı Türk nüfusu artırmak üzere, Kastamonu, Kütahya ve Tokat tarafından Türk aileler getirilerek buraya iskân edilmişlerdir. Bu hamam da onlar için yaptırılmıştır. Moloz ve kırma taşlar kullanılarak inşa edilmiştir. Saçak kısımlarında tuğla kullanılmıştır. Kuzey duvarı beş pencerelidir. Diğer duvarlar penceresiz olup sağırdır. Fatih Cami yanında yer alır. Hamam doğu - batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, peş peşe beş ayrı mekândan meydana gelmiştir. Hamamın girişi doğu duvarındadır. Soyunmalık ve onu izleyen mekân ayna tonozla örtülüdür. Buradan küçük bölümlere ve sıcaklığa geçilir. Sıcaklık bölümü doğu - batı yönündeki bir sivri kemerle iki bölüme ayrılmış, üzerleri de kubbelerle örtülmüştür. Sıcaklığın çevresine Bursa üslubunda nişler bırakılmış ve bunların altına birer kurna yerleştirilmiştir. Ayrıca hamamın içinde küçük dikdörtgen bir havuz da bulunmaktadır. Kültür merkezi olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.

Trıgleıa Rum Gömütlüğü (Maşatlık)

Eski Eşkel Limanı'na giden anayolun Tirilye çıkışında, merkeze 15 dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Gömütlüğün ihata duvarının büyük bölümü yıkılmış olup çok az bir bölümü yerindedir. Duvardaki tuğla üzerine işlenmiş Latince / Rumca yazıda “TXEIN” harfleri okunmaktadır. Bu yazının ‘Trigla’yı ifade ettiği belirtilmektedir. Ana giriş kapısının mermer çerçevesi hala yerindedir. Gömüt taşları ortada yoktur. Belki de başka amaçla kullanılmıştır.

Levhalı Gömütler

Kasabanın güneybatısında, jandarma karakolunun hemen yakınındadır. 1977 yılında Ahmet Balaban adlı şahsın tarlasında bulunmuştur. A ve B levhaları diye adlandırılan mermerden yapılma yan yana iki lahit şeklindeki gömütlerdir. Gömütler yaklaşık 200 cm.’ye 70 cm. boyutlarındadır. İncelemeler sonucunda; yapımlarında kullanılan mermerlerin Marmara Adası’dan getirildiği kanaatine varılmıştır.

Lahitlerin içlerinden yüzük, madalyon, vazo, rozet, koku kabı, bardak, bronz kâse, olta iğnesi, pişmiş topraktan insan başı heykelcikleri vb. eşyalar çıkmıştır.

Tarihi çeşmeler

“Çarşı çeşmesi", Çifte çeşme", “Çınarlı çeşme”, "Fatih Camii çeşmesi",”Üç Kurnalı Çeşme”, “Tirilye (Sofalı) çeşmesi”, “Turan Sokak çeşmesi”, ve “Çanaklı çeşme” adlarıyla bilinirler. Günümüze kadar sağlam bir vaziyette ulaşmışlardır.

Çarşı Çeşmesi

İskele caddesi ile Çeşme sokağın kesişme noktasındadır. Önden görünüşü Mudanya’da Eski Cami’nin avlu duvarındaki çift kurnalı Sinan Bey çeşmesini andırır. Estetik bir mimari yapıya sahiptir. Yatay prizma gövdelidir. Deposu bulunmaktadır. İkiz kurnalıdır. Mermerden yapılma bir yalağı vardır. Ön kısmı boyanmıştır. Üstü silme saçaklıdır. Basık kemerli yan yana iki niş içine yatay kitabeler konmuştur. Ayrıca nişlerin içinde tas, sabun ve kandil koymak için ufak gözler vardır. Lüleleri pirinçtendir. Sonradan sıvanıp boyanmıştır. Güzel, estetik bir görünümü vardır.  

Çifte Çeşme

İkiz çeşme biçimindedir. Yatay kısmı uzun bir prizma şeklindedir. Deposu vardır. Yazıtı yoktur. Ayna taşı yerinde süslü mermer bulunmaktadır. Ayna kısmının altında birbirine simetrik iki pirinç lüle konmuştur. Setleri ve yalağı da mermerdendir. Yalaktan birkaç metre ileride bulunan havuz şeklindeki açık depoya su toplanır. Burası hayvanların su içmesi için yapılmıştır. Silme şeklindeki saçağını yandaki ve ortadaki plasterler taşımaktadır.

Değirmenci sokak ile Karacabey yönüne giden yolun kesişme noktasındadır. Önden görünüşü Çarşı Çeşmesi’ne benzer. Farkı yanı başında havuz şeklinde küçük deposunun olmasıdır.

2012 yılında onarımdan geçirilmiştir.

Çınarlı Çeşme

Kırma ve moloz taş ile tuğla kullanılarak yapılan bir çeşmedir. Ön yüzü yuvarlar tonozlu olarak inşa edilmiştir. Ayna taşı süslü mermerdendir. Tek kurnalıdır. Depoludur. Kaptan sokak ile Tohumcu sokakların kesişim yerindedir. Doğusundaki sokağa ve güneye bakan iki cephesi vardır. Yaptıran ve yapım tarihi belli değildir. Kitabesi yoktur. Dündar Evi’nin batısında yer almaktadır.

2013 yılında onarımdan geçirilmiştir.

Fatih Camii Çeşmesi

Ön yüzündeki plasterle ve sivri kemeri kesme taştan yapılmadır. Bu haliyle görünümü bir zafer takını andırır! Aynası ve alınlığı mermerdendir. Bunların üzerinde oyma geometrik şekiller ve motifler bulunmaktadır. Lülesi pirinçtendir. Çeşmenin yapımında Bizans ve Osmanlı dönemi mermerleri kullanılmıştır. Bunların arasında gömüt taşları da vardır. Güneydoğu yönündeki Çeşme sokak ile Ferah sokağının birleştiği yerdedir.

Hagios Stephanos Kilise’sinin 1560 / 1561’de camiye çevrilmesinden sonra batıdaki bahçe duvarına yapılmıştır.

Kitabesinde: “Sahibu’l hayrat ve’l hasenat Hasan bin ibni Ali.

Sene H. 1023 (M. 1614 / 1615) “

Üç Kurnalı Çeşme

Tirilye’nin en büyük ve en gösterişli çeşmelerinden biridir. Fatih Camii’nin abdestlik kısmındadır. Mermerden yatay dikdörtgen prizma şeklinde inşa edilmiştir. Üç kurnalıdır. Ön yüzü çiçek ve servi motifleri ile süslenmiştir. Sol başa lale, ortaya sümbül, sağ başa da karanfil motifleri konmuştur. Ortadaki kurnanın iki yanında birer servi motifi bulunuyor. Yanlardaki muslukların üst kısımlarına birer hilâl motifi de konmuştur. Orta bölümünün üst kısmında Arap harfleri ile Osmanlıca olarak bir kitabe yer almaktadır. Yazının altında Hicri 1023 (Milâdi 1614) yazıyor. Bu kayıttan çeşmenin Osmanlı döneminde yapıldığı anlaşılıyor!

Tirilye (Sofalı) Çeşmesi

Tirilye’de Bizans döneminden kalma çeşmelerden biridir. Çift kurnalıdır. Günümüze kadar korunan 70 tonluk sarnıca sahiptir. Eskipazar Caddesi ile Üçyol sokağının kesiştiği köşededir. Çeşme, Roma döneminden kalma mermerlerden yapılmıştır. Gömüt stelleri ayna taşı olarak kullanılmıştır. Bahsi geçen taşların üzerinde geometrik ilgi çekici kabartma desenler ve insan figürleri yer almaktadır. Burada bir gömüt steli kullanılmıştır. Soldaki stel dikine dikdörtgen biçiminde ve üçgen alınlıklıdır. Bu kabartmalarda bir öykü anlatılmaktadır. Kare şeklindeki nişin içinde çember tipli büyükçe bir çelenk, alttan fiyonk şeklinde bağlanmıştır. Bunun içine bir sepet yerleştirilmiştir. Altta Latince silik yazı izleri görülüyor. Bunun altına da bir musluk konmuştur. Sağdaki mezar steli de gri damarlı mermerdendir. Bunun ortasında elinde kase tutan bir erkek figürü ile sandalyede oturan giyimli bir bayan oturuyor. İki yanda bunlara hizmet eden iki ufak hizmetkâr figürü konmuştur. Alttaki niş küçük bir kare şeklindedir. Ayakta duran iyi giyimli bir kadın figürü ile karşısındaki iyi giyimli bir erkek tokalaşmaktadırlar. Ortaya da bir sehpa konmuştur. Bunun altında da bir musluk bulunmaktadır. Bu tür kabartma resimler Tirilye’deki eski Bizans dönemi yapılarda da bulunur. Bunlar bir yapının hangi amaçla yapıldığını ve kullanıldığını gösteren işaretler gibidir. Bu Çeşme’de su terazisi kullanılmıştır.

2012 yılında onarımdan geçirilmiştir.

Turan Sokak Çeşmesi

Aynı adı taşıyan sokağın içindedir. Deposu olan bir çeşmedir. Sonradan sıvanmış ve boyanmıştır. Tek lülelidir ve önünde yalağı vardır. Sokağın yükseltilmesi nedeniyle bir kısmı yol kodunun altında kalmıştır. İki yanındaki stilistik kaideleri ile başlıklı iki plasterin arasında silme saçaklı olarak inşa edilmiştir.

Çanaklı Çeşme

Mudanya – Tirilye arasındaki asfalt yolun kenarındadır. Yol üzerindeki en keskin virajın olduğu bölümdeki mola yerindedir. Tirilye’ye daha yakındır. Bulunduğu yer çamlarla kaplı bir mesire alanıdır. Gelen geçen yolcuların su ihtiyacının karşılanması amacıyla yapıldığı sanılmaktadır!

Eski Türk Gömütlüğü

Eski Türk Gömütlüğü günümüze kadar ulaşamamıştır. Ancak ‘Kabristan Sokak’ adıyla belleklerde yaşatılmaktadır. Sokak adı olarak kalsa da bu yerler artık mezar değildir. Osmanlı dönemine ait mezar taşlarının nereye atıldığı, nerede kullanıldığı veya nerede saklandığı ise meçhuldür.

Kapanca Antik Limanı

Tirilye – Eşkel asfaltından batı yönünde 7 km. kadar gittikten sonra; Yalıçiftlik Köyü ve Ketendere mevkii sapağı yakınlarında denize (kuzeye) doğru saparak stabilize bir yoldan ilerleyerek 1,5 km. kadar sonra ‘Kapanca Antik Liman’ alanına ulaşılır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve bulunan kanıtlar sonucunda, Antik dönemdeki ‘Caesarea Germenike’ diye bilinen kentin burası olduğu kanısına varılmıştır. O devirde burada ‘sikke’ de darp edildiği ortaya çıkarılmıştır. Sikkelerin üzerinde buradaki liman ile inek kabartmaları bulunmaktadır. Anılan bu yerleşme Mudanya ve Tirilye’den daha eski bir limandır. Buradan başlayan antik bir yol; Mirzaoba Köyü yakınlarındaki Barabali Boğazı’nı aşarak Mudanya tepelerinin güney yamaçlarını izleyip Kite (Ürünlü) ve Prusa’ya ulaşmaktaydı. Yukarıdaki kısa bilgilerden de anlaşılacağı üzere buranın tarihi antik dönemlere kadar gitmektedir. O dönemden itibaren Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar zamanında da kullanılmıştır. Anlayacağınız tarihin her döneminde burası İstanbul ile Bursa arasındaki ulaşımın sağlanmasında çok önemli stratejik bir nokta olmuştur. Burası şimdi 3. derece sit alanıdır. Denizde, toprak yüzeyinde, toprak altında o döneme ait kalıntılara ve izlere rastlanmaktadır.

Tirilye; yemyeşil doğası ve tarihi özellikleriyle günü birlik ya da birkaç günlüğüne tatil yapacaklar için ideal bir yer. Sahildeki güzel plajında denize girebilir, balık lokantalarında yemek yiyebilir ve çevredeki yeşillikler arasında gezebilirsiniz.

Yararlanılan kaynaklar:

Bursa Tarih Araştırmaları dergileri, Bursa Defteri, Tarihçi Yazar Raif Kaplanoğlu’nun ‘OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞU’ adlı eseri, Yrd. Doç. Dr. Bedri Yalman tarafından yazılan ve Mudanya Belediyesi tarafından yayınlanan, MUDANYA - “Marmara’nın İncisi’ adlı inceleme - araştırma kitabı.

 
 
29 Ocak 2015 Perşembe 19:34
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
 
 
Röportajlar
Geri İleri
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık