Ana Sayfa » AKTÜEL » Uludağ'ın beyi Orhaneli

Uludağ'ın beyi Orhaneli

Orhaneli; Osman Gazi' nin Dağ Yöresi'ndeki ilk savaşlarına sahne olmuştur. Bir zamanlar da, Uludağ köylerinin büyük bir kısmı Orhaneli’ye bağlıydı. 1888 kayıtlarına göre 195 köyü vardı. Yörede, ilk ilçe ve belediye teşkilatı Orhaneli’de kuruldu. Bu sebeple, “Uludağ’ın Beyi Orhaneli’dir.”

 
 
Uludağ'ın beyi Orhaneli

Fevzi ŞEN

Bursa’nın dağ yöresi ilçeleri, Orhaneli, Keles, Büyükorhan ve Harmancık’tır. Osmangazi İlçesinin de bir bölümü dağ yöresinde kalmaktadır. Bu yörenin, engebeli arazi nedeniyle ulaşımı zor, çilek, kiraz, vişne ve kereste üretimi dışında geçim kaynakları kıt, vadileri, akarsuları ve ormanlarıyla doğası harika, insanları konukseverdir.

Bir grup tarih ve doğa tutkunu arkadaş, yörenin şirin ilçelerinden Orhaneli’yi yakından tanımak için bir gezi düzenledik. Geziyi, eski kervanyolundan gerçekleştirdik. 60 yıl öncesine kadar ulaşımın, eşek, katır, beygir ve develer kullanılarak, kervanlarla yapıldığı dönemlerde, Orhanelililerin Bursa’ya gelip-giderlerken hangi köy arazilerindeki, patika yol güzergahını kullandıkları, Bursa’nın tarihi mirasını, kültürünü araştıran bir sivil toplum kuruluşunda gündemimiz oldu. O yolları arazide görmek istedik. İlk işimiz, Orhaneli kervanyolu güzergâhının, nerelerden geçtiğini, o yolun yolcularından sorup öğrenmek oldu. Sonra da, belirlenen bir günde Orhaneli’ ye gittik.

Gezi günü, inişli çıkışlı o yollarda minibüsle giderken, bir an, hayal dünyasına daldım. Patika yollarda bir kervana katılıp, adeta köylülerle yolculuk yaptım.Yollarda, yolcuların karşılaştıkları güçlükleri düşündüm. Şöyle ki;

Bursa’ya gideceklerin, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte köy meydanında toplanmaları, kafile başkanının “Hadi gidelim!” direktifiyle, harekte geçmeleri…

Yol güzergâhında, başka köylerden gelen Bursa yolcularının kervanlarına eklenip, yollarına birlikte devam etmeleri…

Bazı köylerde, acil müdehale gerektiren hastaların sedye benzeri sala bindirlip, yorganla sarıldıktan sonra ard arda iki beygir arasına, semerlerden bağlanıp taşınmaları…

Karlı, yağmurlu, fırtınalı günlerde yolcuların, sığınacak uygun yer bulmak için koğuklara ya da ulu ağaç diplerine koşuşturup, hava şartlarının düzelmesini beklemeleri…

25-30 km yol yürüdükten sonra, kış mevsimi ise geceyi geçirmek üzere, en yakın köy odalarında misafir olup sabahlamaları, yaz ise yol boyundaki bir çeşme başında hayvanlarıyla birlikte gecelemeleri….Günün ilk ışıklarıyla tekrar yola düşmeleri…

Tahtakale civarındaki hanlara gelmeleri. Mallarını pazarladıktan sonra, Bursa çarşı ve pazarlardan ihtiyaçlarını temin etmeleri…

Bir kısmının geceyi Aralık Han gibi hanlarda geçirmeleri, bazılarının da akşama doğru aynı yollardan köylerine dönmeleri..

Meyilli yollarda bazen, hayvanlara yüklenen denklerin devrilmeleri, sahiplerinin kafileye yetişebilmek için alelacele mallarını yüklemeleri…

Daha bir takım sıkıntılar, film şeridi gibi gözümün önünde canlandı.

Grayderlerin, kepçelerin henüz yaygınlaşmadığı 1960’lı yıllara kadar yollar, kazma kürekle yapılırdı. Engebeli, dağlık arazilerde, eğim ve uygun yol nasıl belirlenirdi? O yıllarda, meyil ölçen hassas aletler yoktu. Yolun nerelerden geçeceğine, nasıl karar verirlirdi? Sorularına cevap bulmak için sesli olarak düşünürken, bir arkadaşımız şunları söyledi:

”Eskiden, meyil ve uygun yol belirlemede eşekler kullanılırmış. Çünkü eşekler dağlık arazilerde en uygun meyillerden yol alırlarmış. Bu sebepten yol çalışması yapılan arazide, yol müteahhitleri, yetkilileri bir eşeği serbest bırakır. Nereden giderse oradan yol açılırmış.“ Bir başka arkadaşımız katkı sağladı:

“Evet, eşeğin semerinin iki tarafına içine kireç tozu ya da un doldurulan torbalar bağlanırmış. Eşek yürürken, torbanın altından açılan deliklerden kireç tozları, un dökülür, iz bırakırmış. O izlerden yol güzergâhı belirlenir, kazma kürek çalışarak yol açılırmış” dedi. İlk defa böyle bir bilgi duydum. “Neden olmasın!”, dedim, gezi notlarımın arasına kaydettim.

Yolculuk izlenimlerim:

12 Eylül 2018 Çarşamba günü saat 9.30’da, bir grup Bursa sevdalısı,1960’a kadar kullanılan, eski Bursa-Orhaneli kervan yolunda incelemelerde bulunmak, Orhaneli’yi-Sadağ Kanyonu’nu gezip görmek üzere, Merinos’tan yola çıktık. (Bu yol daha sonraları da, yöredeki taş ve maden ocaklarından aldığı yükleri taşıyan kamyonlar ve posta arabaları tarafından bir müddet kullanılmış.) Pınarbaşı semtine vardık. Alacahırka Mahallesinin dar, kavisli sokak aralarından, Kireç Ocakları mevkiinde ilerledik. Uludağ’ın kuzeybatı eteklerinden yukarıya doğru çıktık. Sağımızda eşsiz bir Bursa manzarası belirdi. Kentimizin batı tarafının büyük bir kısmı görüş alanımıza girdi. Yiğitali (Çongara) köyüne doğru ağaçlar arasından yolculuğumuza devam ettik. Yiğitali’yi teğet geçip Uludağ yolunda ilerledik. Bir süre sonra Hüseyinalan tabelasını gördük. Dağ yöresinin gözde sayfiye yerlerinden biri olan bu yerleşimde ilk molayı verdik. Sonbahar tüm güzelliği ile kendini göstermek üzereydi. Yerlerde kuru yaprak yığınları vardı. Okullar birkaç gün sonra açılacaktı, sezon sona ermişti. Bu sebepten köy terk edilmiş gibiydi. Ne bakalında hayat vardı. Ne de evlerde insan olduğuna dair bir belirti.

Çıkışta, yol üzerinde bahçesinde çalışan bir şahıstan, eski Orhaneli yolunu sorduk.Eliyle işaret ederek Kirazlı istikametinde aşağıya doğru gitmemizi söyledi. O yol bizi Kirazlı’nın iç kısmına götürdü. Kirazlı’da mola vermeden yolumuza devam ettik, Bursa’ya 20 km uzaktaki Mürseller’e ulaştık. Batısında Tuzaklı, güneyinde Güneybayır köyleri vardı.

Bu köy, Doğancı Barajı havzasındaki köylerden biriydi. Gevele Mevkii'nde, Bursa’nın su ihtiyacını karşılayan “Doğancı Barajı” görüş alanımıza girdi. Harika bir manzarayla karşı karşıya kaldık. Burada arabadan indik baraj manzaralı fotoğraflar çektik.

Mürseller, 1.Murat’ın vakıf köyü imiş. Mürseller camii karşısındaki gözetleme terası konumundaki çay bahçesinde mola verdik. Kahvehane bahçesinde düzenleme çalışması vardı. Ustalar harıl harıl çalışıyorlardı. Bitişiğindeki yerde bulunan Mürsel Paşa’nın kabrini ziyaret ettik. Mürsel Paşa’nın Orhan Bey dönemi komutanlarından biri olduğu söylendiği gibi, tarikat şeyhi olduğu da rivayet edilmektedir.

Daha önce, 13 Nisan 2003, Pazar günü buraya, 'köy hayırı'na gelmiştim, aldığım notta onun hakkında şu ifade yer almaktadır: O, Ahmet Yesevi ocağında yetişmiş, daha sonra Anadolu’ya gelmiş, Emirsultan Hazretleri'nin halifelerinden bir alperendir. Murat Hüdavendigar kendisine sancak vermiş. Mürsel Gazi, dergâhında sayısız talebe yetiştirmiş, aşure ayında, konuklarına, yıllarca, burada aşure ve pilav ikram etmiş. Bu gelenek halen devam etmektedir.

Köyün kurulduğu yıllarda yapıldığı sanılan tarihî cami, 1726’da restore edilmiş, daha sonraki yıllarda da tamir ve onarımlar görmüş. Duvarları taştan, çatısı kiremitle kaplı. Ahşap ikinci kat, iki demir boru üzerine oturtulmuş, tahta bir merdivenle çıkılmaktadır.

Mürsel Paşa mezarının hemen yanında, bir seccade büyüklüğünde etrafı çevrili bir yer dikkatimizi çekti. Kıble tarafında üzerinde secde izi olduğu idda edilen bir taş parçası vardı. Güya Mürsel Paşa bu taşa alnını koyup, secde edermiş.

Mürseller’de dikkatimizi çeken başka bir yapı da, tarihi bir Osmanlı çeşmesi ve bitişiğinde köy çamaşırhanesi oldu. Çeşme onarım görmüş, kitabesi bulunup ayna kısmına yerleştirilmiş.

Yine 15 yıl önce aldığım notta, kış gelirken, köyün koyunları, meradan meraya otlatılarak İzmir / Tire’ye kadar götürülürmüş. Ve bu yolculuk kırk gün kadar sürermiş. Günümüzde de küçükbaş hayvanlar yine Tire’ye götürülüyormuş, fakat kamyonlarla taşınarak, beş-altı saatte…..

Bu gidişimizde, kahvehanede rastladığımız Mustafa Gezen adlı bir şahsa, eski Orhaneli yolunu sorduk. Eliyle işaret ederek:

“Şu yolu takip edeceksiniz, Bursa- Orhaneli/Keles yolu asfaltına çıkacaksınız. Asfaltta, Keles/Orhaneli istikametinde birkaç km. ilerledikten sonra sağa döneceksiniz. Orada tarihi bir köprü vardı, şimdi yenilendi, betonarme… Tahtaları karardığı için halk tarafından Karaköprü olarak adlandırılmaktaydı. O köprüden yukarı çıkacaksınız, 7 km sonra Dağakça köyü gelecek, oradan devam edeceksiniz ” dedi.

Mustafa Gezen, Mürsellerin alt kısmında eski yola yakın bir ağaçlık alanı gösterdi. Orası, “Gavur Mezarlığı” olarak bilinir, dedi. Evet, bir süre sonra o düzlüğün yanından geçerken bir arkadaşımız, o mezarlık “Roma-Bizans mezarlığı olmalı” diye görüş bildirdi.

Mustafa Gezen’in babası Hakkı Usta, bir zamanlar kebapçıymış. Bu iş için onlarca keçi-koyun beslermiş ağılında…Mürseller'in alt tarafında, eski Orhaneli yolu üzerinde dükkânı varmış. Yolculara, kebap satarmış, iyi de para kazanmış. 1972 yılında, yeni Keles/Orhaneli yolunun açılmasıyla bu yol işlerliğini kaybetmiş, babası dükkânını kapatmak zorunda kalmış.…

Yolculuğumuza devam ettik. Mürseller-Karaköprü arasındaki “S “ çizen yoldan, dik yamaçlar ve engebeli araziden aşağı doğru indik. Sol tarafımızda uzakta Çatak köyü sülüet gibi görünüyordu. Bir süre sonra tarihi Karaköprü’ye vardık. Nilüfer Deresi akıyordu, altından. Burada, kısa bir mola verdik. Fotoğraflar çektik…

Dağakça istikametinde yolumuza devam ettik. Köyü teğet geçtik. Tırmanışımıza devam ederken aşağıda vadide bir duman gördük. Yangın olabileceği aklımıza geldi. Bir arkadaşımız, kısa bir molada, odun kömürü yapıldığını, soruşturup öğrendi.

Bazı Akçaköylüler odun kömürü imal edip, geçimlerini sağlamaya çalıyorlar. Yolumuz üzerinde bir ocak gördük. Odunlar yığılmış yakılmak üzereydi. Bir tarafta da hazırlanan kömürler torbalanıp, istiflenmiş, satışa hazır hale getirilmişti. Ocağa uğrayıp fotoğraf çektik. Çalışanlara, “kolay gelsin”, dedik. Hal hatır sorduk. Eski yolu onlara da sorduk. Çünkü patika yol bazı yerlerde çatallaşıyordu. Tarif ettikleri gibi bir süre gittik. Problem çıktı. Soldan mı, sağdan mı devam edecektik? Sola girdik. Yanlış yere girdiğimizi fark ettik. Zorlukla geri dönebildik. Çünkü sol tarafımız uçurumdu. Bir süre gittikten sonra bu sefer yol üçe ayrıldı. Hangisine gireceğimizi yine şaşırdık. Tahmini birine girip yol aldık. Osmaniye köyü üzerindeki yoldaydık. Bir arkadaşımız; “Sanırım, Orhaneli istikametinden çıktık” deyince cep telefonu devreye girdi. Novigasyonla yolumuzu doğrulttuk. Epey bir süre gittik. Orman denizi içinde ıssız alanda yol aldık. Minare boyundaki ibreli yapraklı ağaçlardan çam ve sedir ormanının üst kısımlarını görebildik. Ağaçlar güneşi görmek için adeta vadi boyunca boy yarıştırıyorlardı.

Bu yol üzerinde istiflenmiş tomruklar gördük. Satışa hazır haldeydiler. Bir süre gittikten sonra, nihayet Göynükbelen levhasını gördük. Alt tarafından Topuk’a ulaştık. Tallıca karakolu mevkiinden Kocasu köprüsünden geçip tarihi Gürgör çeşmesi üzerinden Orhaneli’ye vardık.

Orhaneliye girişte bir arkadaşımız: “Burası göçmen mahallesi olarak bilinir. 93 göçmenlerinin bir kısmı buraya yerleştirilmiş. Ama onlar bir süre sonra geçim zorluğu nedeniyle mahalleyi terk edip, başka yerlere göç etmişler.” dedi.

Belediye çay bahçesinde mola verdik. Daha önce geleceğimizden haberdar olan bir yetkili bizi karşıladı. Çay ikram etti.

Orhaneli’nin, oluştuğu yıllardan beri kurulan , “A Fadimem hadi senle kaçalım, Beyce Pazarı'ında dükkan açalım' türküsü ile meşhur bir pazarı var. Beyce pazarı olarak ünlenmiş. Pazar, salı günü kurulduğu için köylülerin üretip getirdiği mahsulleri göremedik, organik ürünlerden satın alamadık.

Burada, bir arkadaşımız bildiği kadarıyla Orhaneli’yi tanıttı. Şunları söyledi:

“İlçe, Atranos Çayı’nın vadisinde kurulmuştur. Doğusunda Keles, kuzeyde Nilüfer, Osmangazi, batısında Mustafakemalpaşa, güneyinde Büyükorhan, Harmancık ilçeleriyle çevrilidir. 55 köyü / mahallesi bulunmaktadır. Bursa’ya uzaklığı 58 kilometredir. Deniz seviyesinden yüksekliği 500 metre olup, eski adı Orhan-ı Kebir”dir.

Orhaneli’de yerleşimin, Roma İmparatoru Hadrianus döneminde başladığı sanılmaktadır. Doğancı barajını geçip Orhaneli’ ye doğru yol alırken sol yamaçta yer alan, Şahinkaya Mağarası 2007 yılında keşfedildi. İçerisinde binlerce yıl öncesine ait, insana ve kullandığı eşyalara ait kalıntılar çıktı. Bu keşif yörede insanların çok eskiden beri yaşadığının kanıtı.

Orhaneli, Mudanya ve Gemlik alındıktan sonra Bursa’nın fethi öncesinde, 1325’de feth edildi.

Orhaneli (Beyce), 1869’a kadar Harmancık’a bağlı bucak, 1881’de ilçe olmuş, 1888’de, Belediye teşkilatı kurulmuş. Beyce adı, TBMM kararı ile 1934’de- Orhan Gazi döneminde ele geçirlmesi nedeniyle, O’nun adına izafeten- Orhaneli olarak değiştirilmiş. İlçe, 8 Temmuz 1921’de Yunan işgaline uğramış, 9 Eylül 1922’de kurtarılmıştır.

Orhaneli; Osman Gazi' nin Dağ Yöresi'ndeki ilk savaşlarına sahne olmuştur. Bir zamanlar da, Uludağ köylerinin büyük bir kısmı Orhaneli’ye bağlıydı. 1888 kayıtlarına göre 195 köyü vardı. Yörede, ilk ilçe ve belediye teşkilatı Orhaneli’de kuruldu. Bu sebeple, “Uludağ’ın Beyi Orhaneli’dir.”

Geçim kaynaklarının kıt olması, yöre halkını ilçe dışına, sigortalı iş aramaya sevk etmiş. Verilen göçle nüfus yıldan yıla azalmış. Mesela 2000’de genel nüfus 30 bin iken günümüzde, (2018’de ) 20 bin civarındadır. Bunun 6.500’ü merkezde, 12.500’ü merkez dışında ikamet etmektedir.

Tarım alanları sınırlıdır, ormanlık alanlar geniştir. Çilek ve vişne yetiştirilmektedir. En önemli gelir kaynağı keresteciliktir. Hayvancılık, ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. Yöre hayvanları, Uludağ’ın havasından, suyundan yararlandıkları, otu ile beslendikleri için kasaplar tarafından tercih edilmektedir.

Başköy, Nalınlar, Karıncalı ve Süleymanbey’de seracılık yapılmakta, Hollanda’ya çiçek yetiştirilmektedir.

Orhanelide, Erenler Bölgesi gibi 3-4 yerde, dünya mermer piyasasına yön verecek nitelikte 500 milyar dolarlık mermer rezervi bulnundu. Maden İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulma aşamasındadır. Buradaki fabrikalarda, ham mermer işlenip değerlendirilerek, dünyaya pazarlanacak. İşçi istidamına ve tersine göçe imkan verecek.

Gümüşpınar ve Altıntaş köylerinden linyit çıkarılmaktadır. Karıncalı yakınlarında Orhaneli Termik Santrali bulunmaktadır.

Görecik Yaylası, ilçeye 6 km uzağında olup mesire yeridir. Orhaneli’nin baraj manzaralı köyü Çınarcıktır. Çınarcık Barajı, 1996-2008 yılları arasında inşa edilmiş ve Kocasu dizginlenmiş. Çınarcık suyu Bursa’nın içme suyu olarak kullanılacak, ayrıca elektrik üretildikten sonra, borularla Uluabat Gölü'ne dejarş edilecek, gölü takviye edip besleyecek. Böylece Uluabat’ta oluşan atık kirliliği azalacak.

Orhanelililer, Karagöz’ün Karaoğlanlar köyünden hemşerileri olduğu gerekçesiyle, her yıl “Karagöz Şenlikleri” düzenlenmektedirler.”

Sadağı Kanyonu'na gitmek üzere hareket ettik

Sadağı Kanyonu'na gidecektik. Hemen harekete geçtik. Bir zamanlar Orhanelilerin büyük bir kısmının ilkokulu olan, Tarihi Taşmektebi görmeyi istemiştik. Yolumuz Taş mektep yokuşu istikametinde oldu. Vaktimiz sınırlı olduğundan bu okulu arabadan inmeden gördük. Oradan, Kapanca Caddesi boyunca ilerledik. Bir arkadaşımız:

“Bu cadde Bursa’nın Postahane- Setbaşı arasındaki Atatürk Caddesi gibi yoğundur… Orhaneliler vakit bulduklarında burada, arkadaşlarıyla turlarken sohbet de ederler” dedi. Az ileride yolumuz üzerinde, Orhaneli’nin seyir terası konumunda olan bir yerde mola verdik. Buradan Orhaneli kuşbakışı seyredilebiliyor. Belediye yetkilileri, oturup ilçeyi seyretsinler diye, koca bir kayanın ardına piknik masası koymuş,..Taş blokun hikâyesini bir arkadaşımız şöyle anlattı:

Ağlayantaş Efsanesi…

Güya bir memur, mahrumiyet yeri olarak bilinen Orhaneli’ye tayini çıktığı için üzgünmüş. Zaman zaman o taşın yanına gidip göz yaşı dökermiş. Bir müddet burada çalıştıktan sonra nihayet istediği şehre tayini çıkmış, ayrılıp gitmiş.

Bir süre geçtikten sonra bu defa Orhaneli özlemi ile yanıp tutuşmağa başlamış. Hasret gidermek için zaman zaman Orhaneli’ ye gelip aynı taşın yanında, ‘böyle bir yeri nasıl bırakıp gittim’ diye hayıflanır, kimselere fark ettirmeden gözyaşı dökermiş.

10 dakika moladan sonra buradan hareket ettik. 1 km sonra kaplıcalarıyla bilinen Serçeler köyü yakınından geçtik, 5 km uzaklıktaki Sadağı köyüne vardık. (Bu isim 'Sudağı' anlamına da gelmektedir. Kimbilir belki de ilk böyleydi oe sanradan dağişmiş olabilir diye düşünmek pek yanlış olmasa gerek!) Sadağı köyü ile Kanyon arasındaki 800m.lik yolda ilerledikten sonra konaklama alanına indik. O gün, Orhaneli Belediye Başkanı Sn. İsmail Tatlıoğlu Bey 14-15-16 eylülde düzenlenecek, “27. Orhaneli Karagöz Kültür Şöleni Ve Yörük Türkmen Toyu” hazırlıkları için oradaydı, yanında misafirleri vardı. Bizlere “hoş geldiniz” dedi. Gözleme ve ayran ikramı yapıldı.

Burada, vadi içinde birkaç ahşap baraka vardı. Birisi kafeterya-mutfak olarak, diğeri, tuvalet ve mescit olarak kullanılıyordu.

Gönüllü Çevre müfettişi arkadaşımız Ali Turan Bey (1945 ) bana: “Sadağı Kanyonu'nu, 2004 yılında ben tescil ettirdim. 1. derece sit alanıdır ” dedi, Kanyonla ilgili olarak şu bilgileri verdi:

“Sadağ Kanyonu; Sadağı Köyü sınırları içerisinde, köye 800 m. uzaklıkta olup, takriben 2.5 kilometre uzunluğunda bir vadidir. M.Ö. 126'da, Roma İmparator Hadriyanüs komutanlarıyla Bithynia'yı (Bursa'yı da içine alan Bithynler'in ülkesi)) gezerlerken, Sadağı Kanyonu'nu keşfederler. Vadiden akan sıcak sulara hayran kalırlar. İmparator emir verir:

“Buraya hemen bir hamam yapın, üst tarafında da bir tapınak olsun, daha yukarıya bir okul ve onun üstüne de, şanıma yakışır bir kale inşa edin” der.

Bu direktif doğrultusunda arzusu yerine getirilir. Dokuz adet kulesi olan bir kale yapılır. Daha önceleri münzevilerin, ruhbanların, keşişlerin ve fikir adamlarının hayat sürdürdüğü Uludağ'ın batı yakasında, Hadrianus kale kenti kurulur.

Türklerin Bursa'yı kuşatması sırasında, Adranos Tekfuru’nun Bursa Tekfuru'na gizlice yardım ettiği tespit edildiğinden, Sultanın emriyle kale 1325'de savaşılarak alınır. Olay şöyle cereyan eder:

“Hükümdardan aldığı emir gereği, Durdu Bey Hadrianus Kalesi'ni muhasara eder. Süvarileriyle, tekfur ve ordusunu kovalar. Bu sırada, Türk süvarilerinin bir kısmı, coğrafyanın engebeli olması nedeniyle atlarıyla birlikte sarp kayalıklardan yuvarlanıp ağır kayıplar verirler. Durdu Bey kalan birlikleriyle birlikte, şehitlerin intikamını alma duygusunun verdiği hırsla harekete geçer. Tekfur ve ordusunu Menteşe-Fadıl köyleri arasındaki Hamamkayalar mevkiinde sıkıştırır. Tekfur, etrafının çevrildiğini görünce, yakalanma korkusuyla kendisini kayalıklardan aşağı atarak intihar eder. Akabinde, Hadrianus kalesi alınır.

Hadrianus Kalesi, Bursa'nın fethinden sonra yıktırtırılır, dağılan kale halkını, yeni kurulan Orhaneli'ye (Beyce) yerleştirilir. Sadağ'ın Kaya Hamamı'nı daha büyük bir şekilde yeniden yaptırtır. Hâlâ yöre halkı, eski kale kalıntısının bulunduğu bu vadiye, Hadriaanus'dan bozma bir isim olarak, 'Adırnaz' (Adranos) demektedir. Kaya Hamamı'nın sıcak suyunun cilt ve mantar hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir.

Hamamın solunda derenin içinde, 25 metre içeriye doğru giden, horasan harcıyla yapılmış yapı kalıntıları bulunmaktadır. Roma Hamamı içerisinden çıkan sıcak su, 5 km. mesafedeki Serçeler Köyü'ndeki termal tesislere 2008’de taşındı.

“Kanyona, Sadağı Köyü batısından (DSİ regülatör'ünden) giriniz. Vadide Kaya Deresi boyunca 2.5 km. ilerlerken, sona doğru 70 derece sıcaklıkta Roma Hamamı karşınıza çıkacaktır.”

Bir arkadaşımız, Sadağı Kanyonu’nun güzelliği karşısında şöyle bir teklifte bulundu:

“-Niçin doğa harikası böyle yerlerden yeterince yararlanamıyoruz? Dağ yöresi belediyelerimiz, Tarım ve Orman, Kültür ve Turizm Bakanlıkları ile işbirliği yapıp, uygun yerlerde, ahşap baraka evler yapıp, alt yapı hizmeti oluşturup, yaz aylarında niçin halkın hizmetine sunmazlar? Dünyada böyle yerler çok… Hem, yerli ve yabancı turistler Uludağ’ın havasından yiyecek ve içeçeklerinden yararlanırlar, güzel bir tatil yaparlar. Hem de, yöre halkı ve belediyeler kazanç sağlarlar. Uludağ Milli Parkı’nın güzelliklerinden yararlanmak için yapılmış, Çobankaya ve Sarıalan’daki kır evleri, bu konuda örnek alınabilir.” dedi. Yetkililere duyurulur…

Kanyon ziyaretimizi de tamamladıktan sonra saat 15.20 sularından geri dönüşe geçtik. Serçeler köyüne vardık, oradan Bursa istikametine hareket ettik. Dönüşümüz yeni yoldan oldu. Şimdiki Orhaneli - Bursa yolundan. Yolculuk sırasında Erenler köyünde/ mahallesinde çay molası verdik. Orada tarihi Erenler Camiini birkaç arkadaş ziyaret ettik. İçi hat müzesi gibiydi. Dağ yöresinde varlığını koruyabilen birkaç eski camiden birinin burası olduğunu öğrendik. Diğerleri yıktırılıp yeniden yaptırılmışlar.

Bir arkadaşımız: “Eski Orhaneli Kervanyolunu gördük. Peki, eski Keles Kervanyolu nereden geçerdi?” dedi. Yanıtlayan olmayınca kendisi söyledi:

“Tahtakale’den çıkan kervan; Gökdere, Elmaçukuru (Süleymanbey) altı, Kirazlı karşısı, Bağlı karşısı, Güneybudaklar üzeri, Soğukpınar kenarı, Deliller, Baraklı’dan Keles’e varırdı. Oradan da Harmancık yolu ile Balıkkesir’e, Büyükorhan yoluyla da Kütahya’ya giderdi. O zamanlar Yukarı Deliller köyünde konaklama odası varmış.”

Bursa’ya geldiğimizde, herkes evine uygun bir yerde minibüsten indi. Tarihi yolu görmenin mutluluğu ile yorgun halde evlerimizin yolunu tuttuk.

 


İlgili Haberler
left
right
 
25 Ocak 2019 Cuma 23:11
 
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Röportajlar
Geri İleri
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
Anket
Bursa'nın marka değeri sizce hangisi?
Uludağ
Yeşil Türbe
Ulu Cami
Muradiye Külliyesi
Cumalıkızık
Kaplıcalar
Emir Sultan
Karagöz ile Hacivat
Kapalıçarşı ve Hanlar
Bursaspor
 
 
 
 
 
Arşiv
 
 
Kurumsal

İçerik

Haberler

Yerel Yönetim

Teknoloji

Yukarı Çık