Kategoriler

Bursa'nın gelini: TEODORA

27 Aralık 2015 Pazar 19:54

Osmanlı’nın beş asır sürecek Avrupa’daki fetihlerine sebep olacak bir evlilik yapacağını nasıl bilebilirdi ki…

           Bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir kahraman, bir kahraman bir zafer, bir zafer bir millet kurtarabilir.

           Tarihi olaylar incelenirken; içinde bulunulan şartlar, olayların başlangıcındaki ilk hareket, kahramanların takip ettikleri siyaset, olayların gelişimi ve ortaya çıkan netice bütün olarak incelenmelidir. Tarihte nice büyük hadiseler vardır ki; bunlara sebep olan ilk hareket genellikle çok da önemli görülmeyen, adeta küçük bir kıvılcım misalidir. Öyle de, bir orman yangınında bir milyon ağacın yanmasına sebep olan da başlangıçta küçük bir kıvılcım değil midir? I. Dünya savaşının başlaması, bilindiği gibi Avusturya- Macaristan veliahtının bir Sırplı tarafından katledilmesi idi. Bu savaş zaten çıkacaktı, fakat savaşın çıkmasına bu olay sebep oldu.

         Müslüman Türkler elbette bir şekilde Avrupa içlerine sokulacaklar, beş asır sürecek hakimiyetlerini kuracaklardı, fakat bütün bu olayları başlatan bir de görünürdeki sebep vardı. İşte; önce İmparator III. Andronikos’un veziri / naibi iken dalavere ile Bizans İmparatoru olan Kantakuzen’in kızı Teodora’nın Bursa’ya, Osmanlı sarayına gelin olarak gelmesi, Avrupa’da beş asır sürecek olan Türk fütühat ve hakimiyetinin görünürdeki sebebini teşkil etmektedir.

         Osmanlı devletinin 2. Hükümdarı olan Orhan Gazi üç Roma / Bizans prensesi ile evlenmişti. Bunlardan birincisi Nilüfer Hatun’dur, Yarhisar tekfurunun kızı idi. İkincisi Bizans imparatoru III. Andronikos’un kızı Asporça Hatun’dur. Üçüncüsü de yine Bizans imparatorlarından VI. Yuannis Kantakuzen’in kızı Teodora’dır. (‘Bizans’ terimi yaygın olarak kullanılmış olsa da, aslında Bizanslılar kendilerini ‘Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak görmekteydiler.)

       Nilüfer Hatun ki; önceden adı Holofira idi. Bilecik tekfurunun oğlu ile nişanlı iken, düğün gecesi Osmanlı savaşçıları tarafından kaçırılarak Orhan Bey ile nikahlanmıştı. I. Murad Hüdavendigar’ın annesidir. Müslüman olmuş ve Nilüfer adını sonradan almıştı.

       Tarihçiler, Orhan Gazi’nin Asporça ve Teodora adlı hanımlarının Hıristiyan olarak yaşadıklarını yazmışlardır. Türk milletinin engin hoşgörüsü gereği olarak Osmanlı saraylarında yabancı gelinler serbestçe dini inanç ve ibadetlerinin gereğini yapmışlar, daima da sevgi ve saygı görmüşlerdir.

       XIV. asırda Bursa sarayında, günümüzde Tophane - Orduevi olarak bildiğimiz yerde üç soylu prensesin bir arada yaşamış olduğunu hayal edip asırlar öncesine dönelim. Bu konuda elbette müstakil bir kitap yazılabilir, fakat sayfaların sınırlı oluşu ve tarihin akışına olan etkisi sebebi ile sadece Teodora’dan bahsedeceğiz.

       Teodora’nın babası VI. Yuannis Kantakuzen, Bizans Paleolog hanedanına akraba idi, babası Mora valisiydi. 1328 yılında III. Andronikos tahta geçtiğinde devlet işlerinden kendisini çekmiş, yönetimi saray nazırı olan Yuannis Kantakuzen’e vermişti. 1341’de imparator III. Andronikos ölünce dokuz yaşında olan oğlu V. Yannis Paleolog devleti yönetecek durumda değildi, vesayeti saray erkânı tarafından Kantakuzen’e verilmişti. Kantakuzen, çocuk imparatora vekaleti sebebi ile saltanat tacını giydiyse de bu durumdan hoşnut olmayan düşmanları tarafından Bizans sarayında ve komşu devletlerde entrikalar ve iç çekişmeler sürekli olarak devam eder oldu. Bizans Patriği Yannis Kalekas Kantakuzeni aforoz etmişti, Kantakuzen naiplikten atılmıştı. Hatta hapsedilmiş bulunan 200 kadar akrabası öldürülmüştü. Kurtulan altı kişiden birisi de Bizans tarihçisi Dukas’ın büyük babası Mihail Dukas idi. Kantakuzen İstanbul’dan kaçarak mücadelesini Trakya topraklarında sürdürüyordu.

       Önceleri düşmanlarına karşı Aydınoğlu Umur Bey’den yardım alarak ayakta kalabilen Kantakuzen; bir süre sonra Umur Bey’in kendi sıkıntıları dolayısıyla ondan yardım alamayınca Orhan Gazi ile irtibata geçti. Orhan Gazi 5 bin, 6 bin hatta 10 bin kişilik kuvvetlerle değişik zamanlarda Kantakuzen’e yardım ederek onu Bizans tahtında tutmayı başardı.

       Kantakuzen böyle kuvvetli bir savaşçı ile akrabalık bağı kurarak plânlarını başarı ile tatbik etmek istedi ve 1346 yılında Orhan Gazi’ye kızlarından Teodora’yı nikahladı. Kantakuzen, Osmanlı devletinin hükümdarı Orhan Gazi’nin askeri yardımları sayesinde 1347 yılında, çok uzun zorlu mücadeleler sonunda terk etmek zorunda kaldığı İstanbul’a girmeyi başardı. Genç imparator ve annesine bağlılığını arz ederek, ortak imparator ilan edildi ve Bizans tahtına oturdu. V. İonnis Paleolog ile kızı Eleni’yi evlendirdi. Bizans imparatoru ile Orhan Gazi Türk tabiri ile “bacanak” olmuşlardı.

       1352 yılında Kantakuzen, Orhan Gazi’nin yardımlarına karşılık Gelibolu’daki Çimpe/Çimenlik kalesini vermişti. Orduya kumanda eden Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa kaleye asker koymuştu. Türkler böylece ilk defa Rumeli’de toprak sahibi olmuşlardı. Bir yıl sonra Türkler Tekirdağ’a kadar olan yerleri ele geçirmişlerdi. Durumunu sağlamlaştırdıktan sonra Türkleri 10 bin altın karşılığında Çimpe’den, 40 bin altın karşılığında da Gelibolu’dan çıkarma pazarlığına girişen imparator “ret” cevabı aldı. Her fırsatta her türlü yardımı aldığı Türklere ihanet eden Kantakuzen, Türkleri Avrupa topraklarından atmak için Sırplara ve Bulgarlara başvurduysa da netice alamadı. Artık iş işten geçmiş, Türkler Avrupa içlerine doğru fetihlere başlamıştı. Kantakuzen kendi ihtirasları uğruna yaptığı hatanın ne kadar büyük olduğunu anlamıştı ama artık çok geçti.

     Teodora’nın Bursa sarayına gelin gelmesi ile tarihin akışı değişiyordu. Osmanlı savaşçıları sık sık Avrupa topraklarına geçiyorlar, başı darda olan hükümdarlarının kayınpederini badirelerden kurtarıyorlardı. Güçlü damadı sayesinde mevkiini sağlamlaştıran imparator, Gelibolu’da harap bir kalenin Türklere hediye edilmesinde bir beis görmedi. Gerçekte bu küçücük harap kale Avrupa fatihlerine önemli bir üs vazifesi görecekti ve öyle de oldu.

     Ne Kantakuzen, ne de Teodora bir evlilik sayesinde iki milletin tarihinin birbirine zıt bir şekilde değişmesine sebep olabileceğini nereden bilebilirlerdi ki? Bursa’nın gelini Teodora kendi milletine olmasa bile Bursa’ya ve Türk milletine uğurlu gelmişti. Daha sonraları, Balkanlar’da ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde asırlarca kalan “Evlad-ı Fatihan”ın ataları olan savaşçılar; başta Konya, Larende, Tokat, gibi kadim Türk kültür merkezlerinden Avrupa’ya göç edecekler ve yeni bir tarih yazılacaktı.

TEODORA’NIN DÜĞÜNÜ

       Osmanlı elçileri (düğün heyeti) 30 gemi ile Marmara sularını yararak Silivri sahrasına gitmişti. Gemilerden çok sayıda asker de inmişti. Daha önceden İstanbul’a giden Türk süvarileri Teodora’ya eşlik ederek Silivri’ye geldiler. Eski bir adet icabı olarak prenses kaliçelerle döşeli yüksek bir taht üzerinde halkının gözlerine son defa görünmesi gerekiyordu. Fifre ve borular çalıyordu. (Hammer’in ifadelerinde geçen “kaliçe”, halı demektir. “Fifre” ise; iki oktav ses genişliği olan, yanlamasına çalınan 6 delikli bir flüttür.)

       Düğünde Teodora’nın babası imparator Kantakuzen, annesi İrini, Bizans saray ricali, asilzadeler ve halk bulunmaktaydı. Gelinin içerisinde bulunduğu altın sırmalarla işlenmiş görkemli çadırın perde ipleri imparatorun bir el işareti ile kesildi. Teodora, ipekli elbiseler içerisinde altın ve kıymetli taşlarla bezeli yüksek bir taht üzerine bir ay gibi doğmuştu. Teodora çok güzeldi. Tahtın etrafında zenci hadımlar meşale tutarken, çalgıcılar davul, flavta, flüt, boru ve diğer müzik aletlerini çalıyor, Silivri semalarını inletiyorlardı. Güzel sesli kadınlar Teodora’nın güzelliğini öven şarkılar terennüm ediyorlardı. Türk büyükleri halılar üzerinde oturmaktaydılar. Kendilerine verilen yemekleri yiyorlardı. Üç gün süren Bizans düğün töreni sona erdiğinde şanlı mehter takımı çalmaya başladı. Gelin, anne ve babası ile kucaklaşıp vedalaştıktan sonra sahile yaklaşan bir gemiye bindi. Mehter vururken Osmanlı düğün heyeti Marmara’nın mavi sularını yaran bir gemi ile Bursa’ya doğru yol almaktaydı. (Alphonse De Lamartine, düğünün yapıldığı yeri “İstanbul’da deniz kıyısında” olarak yazmış, Silivri olarak belirtmemiştir. Aşıkpaşazade bu düğünden söz etmemiştir.)

       Bursa’ya gelindiğinde asıl Türk düğünü yeni başlıyordu. Bilindiği gibi biz Türkler binlerce yıldır düğünlerimizi “oğlan evi” ve “kız evi” olarak ayrı ayrı yapmaktayız. Bursa’da günlerce süren çok parlak bir düğün daha yapıldı. Bu düğün sıradan bir düğün olmayıp, bir Osmanlı hükümdarı ile bir Bizans imparatorunun kızının düğünüydü. Bu Bursa düğünü hakkında geniş bir bilgi yoktur.

       Kantakuzen kızını ziyaret etmek için eşiyle zaman zaman Bursa’ya geliyordu. Bursa’da şerefine ziyafetler ve eğlenceler ve av partileri düzenleniyordu. Dönüş zamanı geldiğinde, Orhan Gazi; maiyeti ve son eşi Teodora ile birlikte imparator ve maiyetine Üsküdar’a kadar refakat ediyorlardı. Teodora da kimi zaman izin alarak İstanbul’a ailesini görmeye gitmekte idi. Özel muhafızlarla yapılan bu yolculuklarda Türk kafilesi yine Üsküdar’da konaklamaktaydı. Teodora Üsküdar’da Bizans saray muhafızlarına teslim ediliyordu. Teodora İstanbul’da bir haftadan daha az veya fazla bir zaman kaldıktan sonra tekrar Bursa sarayına dönüyordu.

       Bizans ve Osmanlı hanedanı arasında kurulan bu akrabalık ilişkileri ile Osmanlı şehzadeleri ve saray adamları defalarca İstanbul’a girip çıkmışlar, hayalleri süsleyen İstanbul’u tanıma fırsatı bulmuşlardı. Elbette İstanbul o dönemde fakirleşmiş, eski parlak günlerini kaybetmişti fakat her dönemde yine de güzeldi.

       Bursa sarayında, Orhan Gazi çağında üç Roma prensesi aynı anda yaşamakta idiler. Bunlar içerisinde hepsinin başı kadın efendi Nilüfer Hatun idi. Osmanlı geleneğine göre, Müslüman olmayan bir ananın çocukları asla hükümdar olamazlardı. Bundan dolayıdır ki; ne Asporça ne de Teodora’nın çocukları ile ilgili saltanat kaygısı, saltanat ihtimali ya da kavgası söz konusu olmamıştır.

       Teodora ile Orhan Gazi’nin Halil adını verdikleri bir oğulları oldu. Şehzade Halil 1356 yılında İzmit körfezinde Dil iskelesinde kayıkla gezerken Ceneviz korsanları tarafından kaçırılıp Foça’ya götürüldü. Teodora evlat acısıyla kıvranmakta idi. Evlat sevgisinden kat kat fazla olduğu bilinen torun sevgisi, Kantakuzen’i çok müteessir etmişti. İmparator donanmasını alarak Foça’ya gitti. Torununu 90 bin veya 100 bin altın karşılığında kurtardı. Önce İstanbul, sonra İzmit’e getirilen Halil babasına teslim edildi. Korsanlara ödenen fidyenin yarısı Orhan Gazi, yarısı da Kantakuzen tarafından karşılandı. (Birçok kaynakta geçen ‘Şehzade Halil Macerası’nı, “Bursa’nın Aynası” adlı eserin yazarı Hasan Taib Efendi batılı yazarların bir uydurması olarak kabul etmektedir. )        

       Kantakuzen, 1353 yılında damadı ve imparator ortağı V. Yuannis’i Bozcaada’ya sürgün etmişti. Yuannis, nüfuzlu bir Cenevizli ile kız kardeşini vermek karşılığında anlaşıp, hapis hayatından kurtularak İstanbul’a gelmişti. Halkın çoğunluğu Kantakuzen’i istemiyordu. Bu durumda Kantakuzen ortak imparatorluktan kendi isteği ile çekildi. 1355 yılında imparatorluk sarayı olan Blakerna’da (Tekfur Sarayı) tacını çıkarıp, Ortodoks keşiş cübbesini giyerek İstanbul’da bulunan Sulumanastır’a giderek orada rahip oldu. Daha sonra Aynaroz’da ve Mora Mistra’da manastır hayatına devam ederek ömrünün kalan otuz yılını keşiş olarak tamamladı. Meşhur tarihini manastırda yazdı, tarihinde kendisini haklı çıkarmayı da ihmal etmedi.

       VI.Yoannis Kantakuzen’in imparatorluktan kendi isteği ile çekilmesinin elbette çeşitli sebepleri vardır. Tarihçilerin birçoğu ittifakla Kantakuzen’in bunalımlara girdiğini yazmaktadırlar. Kantakuzen’in önceleri Türklerin yardımına karşılık olarak verdiği Çimpe Kalesi’ni sonradan büyük bir pişmanlıkla satın almak istemesi, hatta Türkleri Gelibolu’dan tamamen paranın gücü ile çıkarmak istemesi, yaptığı hatayı çok iyi anladığını ortaya koymaktadır. Daha da ötesi, Türkleri Avrupa topraklarından para karşılığı çıkaramayınca, bir haçlı ordusu meydana getirerek amacına ulaşmaya çalışması dikkat çekicidir. Bütün bu girişimlerden netice alamayınca da bunalıma girmiştir. Çünkü Türkler bir daha çıkmamak üzere hızlı bir şekilde Avrupa’ya yerleşmişlerdir ve durmadan Avrupa içlerine sokulmaktadırlar. Daha da kötü olan, Bizans’ın Türkler tarafından gittikçe daralan bir kıskaca alınmış olmasıdır ki; bu Bizans’ın sonu demekti. Kantakuzen bu büyük hatasını, suçunu affettirebilmek için tahtını bırakarak keşiş olma yoluna girmiş ve dile kolay 30 yıllık kalan ömrünü inandığı dinine adamıştır.

     Teodora ve şehzade Halil’in mezarları nerede? İşte bu sorunun cevabını verebilmek çok zor. Bursa’nın fethinden sonra Osmanlı hanedanının vefat eden ilk iki hükümdarı Tophane’deki türbelerine gömüldüler. Yani; Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri bu ailenin ilk aile kabristanı oldu. Osman Gazi türbesinde Osman Gazi, oğlu Alaattin Bey ile Orhan Gazi- Asporça Hatun evladı İbrahim Bey ve meçhul 12 mezar daha var. Orhan Gazi türbesinde ise Orhan Gazi, Nilüfer Hatun ve oğlu Kasım ile kızı Fatma Sultan’ın mezarları ile meçhul 14 mezar daha var. Meçhul mezarların birçoğunun daha sonraki dönemlere ait olduğu şüphesizdir. Şayet Teodora Müslüman olsaydı, mezarını bu iki türbeden birisinde aramak icap ederdi. Bu durumda Teodora’nın mezarı, Bursa’nın en eski Hıristiyan mezarlığında olmalıdır. Mezarının belirsizliğinden; Teodora’nın Bursa üzerinde kalıcı bir iz bırakmadığı anlaşılmaktadır. Nilüfer Hatun Bursa’da Nilüfer Çayı üzerine köprü, ayrıca; cami, tekke ve imaret yaptırmakla kalıcı izler bırakmıştı. Asporça Hatun’un da vakıfları olduğu bilinmektedir.

Faydalanılan kaynaklardan bazıları:

İ. H. Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, c.I

Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.I

Alphonse De Lamartine, Osmanlı Tarihi,c.I

Dukas, Bizans Tarihi

Enver Behnan Şapolyo, Osmanlı Sultanları Tarihi

Normal siteye git